Yurtdışında 70 li yılların sosyal konutlarını burada Rezidans diye Yapıyorlar...

Yurtdışında 70 li yılların sosyal konutlarını burada Rezidans diye Yapıyorlar...

Yurtdışında 70 li yılların sosyal konutlarını burada Rezidans diye Yapıyorlar...

Ebru Eğinlioğlu

16 Temmuz 2014, 17:00
Bu röportaj 2938 kez okundu

Alp Sirman Tıp Fakültesi Mezunu, acil tıp eğitimi almış, evde sağlık hizmetleri ve acil tıp hekimliği yapmış aynı zamanda insan sağlığı ile uyumlu mimari çözümleri araştırırken bir hobisini geliştirmiş ve bu gün Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bunun derslerini veriyor. Yani insan sağlığına uygun mimari çözümler…


Evde sağlık hizmeti ihtiyacı deyince ilk önce aklımıza yaşlılar geliyor, kimler evde bakıma ihtiyaç duyanlar?
Sadece yaşlılar değil, ameliyat geçirmiş olanlar, kanser hastaları, bacağını kırmış insanlar. Ki asıl benim mimari ile temasım bu şekilde başladı. Bacağını kırmış insanların, aynı sitede, aynı şekilde düştüğünü fark ettim..İsim vermeyeyim.




İyi ve pahallı bir site mi?
Evet birkaç milyon dolarlık dairelerin olduğu bir site diyebiliriz. Mimari tasarımların aslında insan sağlığı ile yakın ilişkisi olduğunu gördüm. Önceleri hastalara basit önerilerde bulunuyordum, halıları kıvırmayın, kabloları kenara çekin diye, basamakların ucuna yapışkan koyun falan derken, baktım ki bu aslında bir mimari tasarım kriteri.


Avrupa ve Amerika’ da evler insan sağlığı ile uyumlu mu peki?
Tabii orada öyle zaten, biz de böyle önlemler alınmıyor. Yurtdışında evler aynı otomobiller gibi belli yaşamsal standartları insanlara sağlamak zorundalar.


Akıllı ev kavramı var. Onların içinde de mi yok bu tarz güvenlik kriterleri?
Akıllı ev güvenli evlerin parçalarından birisi zaten. Gerçek bir akıllı ev, evde yangın çıktığı zaman, itfaiyeye haber veriyor, kapıların kilitlerini açıyor, ışıkları yakıp söndürüyor kolay bulunması için. Yoksa bizde akıllı ev dendiği zaman akla hemen, fırını açıp kapatması geliyor. Bu değil akıllı ev tabii. Ve bu gerçek anlamda akıllı evlerin ekonomiye katkısı çok fazla. Çünkü siz uyurken evin sıcaklığını düşürüyor, misafiriniz gelecekken mesela fırının derecesini açıyor. Bir şey pişirecekseniz.


O zaman bu akıllı evleri kontrol için bir de akıllı insanlara da ihtiyaç var öyle ise?
Aslında tablet pc kullanabilen herkesin bu sistemleri kolayca kullanabilmesi gerekir.


Pek çok gökdelen ve rezidanslar yapılıyor, bunların güvenliklerini, ve insan sağlığına uyumunu incelediniz mi?
Böyle bir rezidansta yaşadığım için çok yakından inceleme fırsatım oldu tabii. Ama bizdeki rezidansların adı rezidans doğrusu. ‘’Yurtdışında 70 li yılların sosyal konutları gibi rezidanslar yapılıyor’’ Türk insanının yaşam şartlarına hiç uygun değil.


Mesela?
Biz de Fransız Balkonu diye bir tanım var. Dışarı çıkmış aliminyum korkuluklu balkonlar yapıyorlar. Metrekareleri küçültüyorlar 1 artı bir, 2 artı bir küçük daireler var. Güvenlik dedikleri sistem de 3 tane adam koyuyorlar, oldu sana güvenlik. Parkeleri kabarıyor, pencerelerden içeri sular sızıyor. Hiç tanımadığınız kalabalık insan toplulukları oluştu. Günlük kısa süreli kiralamalarla, aile yapısına uymayan insanlar gelip gitmeye başladı. Aslında bu evlerin sosyal antropolji ile uyumlu olması gerekir. Sonra açık mutfaklar yapıyorlar ama bizim mutfak kültürümüze uygun değil. Çünkü biz soğan kavurarak yemek yapan bir milletiz. Açık mutfakta daha çok microwave ağırlıklı hazırlama türü yemeklere uygun.


Ama bu dedikleriniz herhalde adı rezidans olan daha çok şehir dışında ki evlerde geçerli mesela Şişli, Levent bölgesinde ki milyon dolarlık evlerde böyle şeyler olmaz.
Sanıyorsunuz ama çok büyüklerinden birinde bir özel hastam gece hastalanıyor ve asansör ile taşınamıyor, çünkü asansöre sedye bindirilmesi düşünülmemiş. Yine Ulus’ ta ki benzer rezidansların birinde köpek gezdirme yolunu kaygan bir malzemeden yapmışlar, orada da düşüp ayağını kıranlar var. Evlerin içinde  üstünde yeşillikli  çatı olduğu için evde akrepler, karafatmalar, böcekler dolaşıyor. Buradaki problemler evlerin fiyatları ile orantılı gitmiyor.





Peki derslerde ne anlatıyorsunuz?
Radon gazını anlatıyorum. Radyoaktif ve topraktan çıkan bir gaz ve Türkiye gibi deprem kuşağında olan ülkelerde bulunuyor. Uranyumun bir parçalanma ürünü aslında. Ve akciğer kanserine yol açıyor. Dünya da bu gazın miktarı ölçülür ve ona göre evler o bölgelere uzak yapılır. Veya ev kazalarını anlatıyorum; banyo dolapları açık oluyor ve küçük çocuklar bunlar renkli, güzel kokulu olduğu için bu tür deterjanları içebiliyor. Bu dolapların kapaklarının çocukların açamayacağı şekilde olması lazım. Yaklaşınca açılan, uzaklaşınca kapanan kilit sistemleri var mesela bunların gerekliliğini anlatıyoruz. Bunun dışında evdeki elektromanyetik dalgaları anlatıyoruz.


Cep telefonları peki, başınıza yakın yerde tutmayın yatarken deniyor?
Aslında cep telefonları radyasyon yaymıyor ama elektromanyetik dalga yaratıyor.


Peki internette gördüğümüz resimler doğru değil mi, beyinde yaralar, tümörler?
Aslında ben de görüyorum böyle resimler ama bilimsel olarak ispatlanmış bilgiler değil bunlar. Hatta göğüsüne yakın taşıyan bir kadın göğüs kanseri olmuş Dr Öz’ ün programında çıkmıştı, cep telefonundan oldu diye ama biraz spekülatif bu haberler.


Bilimsel geçerlilik için ne olması gerekir o zaman?
Bilimsel referans bir dergide, tartışmaları ve kaç kişilik örneklemelerle yapıldığı, araştırmalar gerekir. Yani ben böyle gözlemledim demek bilimsel bir çalışma olduğunu göstermiyor.


O zaman hemen beslenmeye geçiyorum. Canan Hoca’ nın sözlerini bol bol tereyağlar, kırmızı etler, yağlı tarafından önerileri ne kadar bilimsel?
Aslında bu araştırma Stanford’ un araştırması ve oldukça bilimsel ama; konuyu önce ikiye ayıralım. Zayıflamak mı istiyoruz yoksa sağlıklı beslenmek mi. İkisi aynı şey değil çünkü. Uzun zamandan beri insanları şişmanlatanın yağ olduğu konuşuluyordu. 80 lerden sonra insanların neden bu kadar şişmanladığı bütün dünyada tartışılan bir konu. Mantık şöyle geliyor; insanları şişmanlatan yağ değil, şekerdir. Ve paleo diyet denilan taş devri, atkins diyeti insanın ilk çağlardan itibaren gen yapısına uygun besinleri yerse şişmanlamayacağına dair bir çalışma yapıyorlar ve bilimsel çevrelerde bu çalışma kabul görüyor. Canan Hoca’ nın çalışması değil, dünyada bilinen bir sistem. Ama o dönemdeki insanlar günde 11 kilometre yol yürüdüğü varsayılıyor. Sadece paleo diyet yaparak zayıflanmaz. Hareketsizseniz sırf bu diyeti yaparak zayıflayamazsınız. 


Kalori hesabı ile zayıflanabilir?
Evet ama o da sürdürülebilir değil, o şekilde enerji kaybınız olur ve uzun vade de zayıflanamaz. 


Bol bol tereyağ konusu ne?
Öyle bir şey yok. Normal bir şekilde söylense bu açıklamalar dikkat çekmeyecek ama bol bol tereyağ bir şey yapmaz derseniz. Birden 3 gazeteci karşınıza gelir ve size mikrofon tutar. 


Peki etin yağını ayırmayın lafını nereye koyacağız?
Yani ayırmamaktan bir şey olmaz ama bazı insanların midesi o yağı kaldırmıyor.


Hayvani yağlar kolesterolü yükseltmiyor mu?
Hayır o da değil, eskiden öyle olduğu düşünülüyordu. İşin tüm temeli insülindir aslında kolesterolü yükselten. 



Sık sık az yemek mi, yoksa 4 saat ara vermek mi öğün arasına daha etkili zayıflama da?
Önemli olan acıkmamanız, acıkırsanız vücut daha çok ensülin salgılıyor. Akşam 8 den sonra yememek lazım. Çünkü vücudun bir sağlıklı çalışma saati var. Yani evrim geçirdik ama aslında insanın yapısı yine o taş devrindeki ortak ata dönemine dayanıyor. Onlar hava kararınca uyku moduna giriyordu ama şimdi ışıklarımız var, bilgisayarlarımız var vücut saati de şaşırıyor. Gece geç yattığınız zaman acıkıyorsunuz ve yağ yakamıyorsunuz.
Peki zaman zaman bu örneği veriyorum, bir yaşlı büyükannem vardı, hiç spor yapmazdı, ayağı da sakat ve yürüyemiyordu, sağlıklı da beslenmiyordu ama çok uzun yaşadı ve 86 yaşında öldü aşağı yukarı bunu nereye koymak lazım?
Genetik çok önemli, insan sağlıksız da yaşasa genetik olarak dayanıklı ise bir şey olmaz. Mesela sigara içen ama 90 yaşında ölen dedeler hikayelerini hep duyarız.


Genetik olarak bizim ne kadar yaşayacağımız ve hangi hastalıklara yakalanacağımız belli mi doğumdan itibaren?
Genetik geçen hastalıklar her geçen gün biraz daha aydınlanıyor. İleride kromozomlar tam çözüldüğünde ileride hangi hastalıklara yakalanabileceğimiz belli olacak. Geçenlerde bulunan bir kromozom var bunun bozukluğunun yüksek tansiyona yol açtığı bulunmuş. Kaç milyon yıl önceden geliyor, yaklaşık 20 milyon yıl öncesinde o gelişmiş ve bazı insanlara geçiş göstermiş.


Yani taş devrine dayanıyor?
Taş devrinin çok öncesine dayanıyor. Hastalıkların büyük bölümü bizim programlandığımız gibi yaşamamızdan kaynaklanıyor. Yani evrim geçirdik dediğimiz şey aslında bizim beynimizin ön tarafında yalnızca. Stres reaksiyonu bile 1 milyon 700.000 yıl önceki tepkimiz.


Korkular?
Kesinlikle. Onların hiç birisi evrim geçirilmiş reaksiyonlar değil.
Panik ataklar mesela hala sebebi net olarak bulunmuş değil.

Doğru şöyle söyleyeyim modern insan kaç yıldır var? 200.000 yıldır var. Öncesi 7 milyon yıl. Çıkarın 200.000 i. 6milyon 800 yıllık tepkileri 200. 000 yılda yok edemezsiniz. Dolayısı ile onları bilmeden o korkuların nereden geldiğini bulamazsınız ki.


Özel hekimlik yapıyorsunuz mesela panik ataklılar ya da kaygısı olanlar doktor olmayan bir yere gidecek, sizi de götürüyorlar mı yanlarında. Safariye falan gidiyor musunuz, danışanınızla, hastanızla?
Gidiyorum gayet de güzel oluyor. Aslında bu tıp sistemi ile ilgili bir konu mesela ne zaman uzun bir uçuş yapacak olsam Murphy kanunudur etrafıma bir bakarım, hemen biri hastalanır uçakta.



Ama bakın uzun uçuşlar da hiç doktor bulundurulmuyor korkanlar oluyor, kalp krizi geçirenler oluyor?
Dünyanın hiçbir yerinde yok. Biri kalp krizi geçirse kardiyolog olsa uçakta ne yapacak.


Kalp masajı.
Onu eğitimli kabin ekibi de yapabilir ve bilincini kaybetmiş bir hasta varsa, uçak en yakın noktaya iniş yapmak zorundadır. İyi eğitimli kabin ekibi yeterlidir öyle durumlar için. 


Trafikte kalp krizi geçirenler ya da fenalaşanlar için neler yapılabilir. Mesela köprü trafiği ya da Tem’ de şurada burada yoğunlukta hastalananlara ne yapılabilir. Ambulans giremez o sıkışıklıkta?
Sağlık müdürlüğü ve Med Line nın motorlu bir çalışma ekibi vardı bir zamanlar. Ama daha da önemli bir sağlık sorunu daha var. Egzos gazı soluyoruz bolca, bu çocuklarda lösemiye yol açıyor, büyüklerde bronşite ve kansere yol açıyor ne yazık ki bunun üstünde de durulmuyor. Bu tehlike sadece otoyollarda da geçerli değil, kafelerde otururken de bir sürü egzos gazına maruz kalıyor. Bunların çözümü biraz da trafiğe çıkan araç sayısını azaltmak seçeneği de düşünmeli. O zaman ne yollarda kalıp kalp krizi geçirirsiniz, ne de egzos gazına maruz kalırsınız.


Son olarak siz sosyal medya da iyi bir twitter kullanıcısısınız. Size ulaşmak hem sağlıklı mimari yaşam ile ilgili öneriler hem de özel sağlık hizmeti almak isteyenler oradan ulaşabilir değil mi?
Bir de Alp Sirman Google da aratmak irtibat için yeterli olur herhalde. Teşekkür ederim güzel bilgiler için….
 

Yorum Yaz

@name x

Toplam Yorum Sayısı 5

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ebru Eğinlioğlu@Mine Akcan Acar 3 yıl önce yorumlandı

teşekkür ederim mine akçan açar, canımsın, ben de çok özlüyorum kalp kalbe karşı...

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Mine Akcan Acar 3 yıl önce yorumlandı

eline sağlık eski arkadaşım. geçmiş geldi aklıma özlediğimi anladım. ebru eğinlioğlu yazdım internette siten çıktı karşıma.

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Narin Guzellik 3 yıl önce yorumlandı

inceciksiniz masaallah .

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Muhtesem bir roportaj 3 yıl önce yorumlandı

bilgi dolu okurken hem saglik hem mimari hem diyet hem ruh sagligimiz..her sey oyle guzel ve akici olmuski elinize saglik.sizin kadar guzel dogal olmus

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

naim perahya 3 yıl önce yorumlandı

helalolsun, tek geçerim...

Kişi beğendi.