Yas

Yas

Yas

Dr. Nihat Kaya

28 Eylül 2015, 11:28
Bu makale 1295 kez okundu

 Yurt dışı eğtimini en üst düzeylerde tamamlamış ve dönmüştü. Küçüklüğünden beri, anne baba kavgalarina tanıklık etmiş ve mutsuz bir çocukluk dönemi geçirmişti. Babasının kendisini bir gün kucağina alıp da saçlarını okşadığını hatirlamıyordu. Baba demek kavga ve problem demekti onun dünyasında. Ama en büyük travmayı, babasının başka bir "eşi" , hatta ondan da çocuklari olduğunu öğrenince yaşamıştı. O günden beri, evlilikten de erkeklerden de nefret eder hale gelmişti. İşte bu yurt dışı eğitimleri, onun için bir kaçış ve unutmak manasını taşıyordu...

Yurt dışındayken , sosyal çevresini ve dostluklarini pekiştirmişti. Zaten ailesi de bu sosyal çevrenin kültürel iklimi soluyordu. Yabancılık çekmedi. Bu şekilde tanistigi birileri vasitasiyla
büyük şehirlerimizden birinde iş buldu. Prestijli ve sosyal bir ortami vardı...

Onu tanımak bir şans mıydı şanssızlık mıydı bunu bilme şansı hiç olmayacaktı . Her ikisi için de keşke demek için sebepleri vardı.

O kendisi farkında olmasa da bir insanın hayatını hem cennete hem cehenneme çevirebilme potansiteliye sahipti, tabii istediği sürece.. Zira, hümanist yanları olsa da aslında o kendisinden ve çocuklarından başka kimseyi gerçekten sevemezdi. Aslında bu onun suçu da değildi. Çocukluğunda annesizliğin bıraktığı boşluk o kabul etmese de kendisini hayatı boyunca takip etmişti. Üstünde çok kafa yormuyormuş gibi gözüküp ‘an’ı yaşamaya odaklansa da aslında bir savunma mekanizması olarak hayatın merkezine kendisini, etrafına da kendisine hayran olacak, peşinden koşacak kadınları ve hazzı yerleştirmişti. Onun karşısına çıkmasının ve hayatına önce onun fethetme hevesi sonra kendisinin takıntıları nedeniyle ipotek koymasının hikmetini ancak öteki alemde öğrenebileceği inancini taşiyordu...

Niye evli ve çocuklu bu "adama" tutulmuştu? Bu soruyu hep soruyordu kendi kendine.

Yapilan analizlerde; eksikliği hissedilen güçlü ve seven baba figürü ortaya çıkıyordu. Bir yandan da, babadan dolayı, erkeklere koyduğu mesafeyi, " avcı" bu " adam" , yaptığı atraksiyonlarla ortadan kaldirmıştı. Ama hiç bir zaman ,ona " ait olma" hissini yaşatmiyordu. Kontrol hep onun narsist benliginde idi. Bu genç kızı üzüyordu. Boşluğuna giriyor, istedigi zaman çıkıyordu. Tam bir araf hali... Her an zihninde o vardı. Hem kızıyor hem özlüyordu. En sonunda adam takıntılı halinden ürküp onunla iletişimi kesti. Bu onu kahretti. Depreyona girdi. Ortami terk etti. Başka şehire iltica etti. Ama onu ve anilarını da beraber götürmüştü. Yapışmıştı üstüne adeta...
Yine onunla iletişim kurmaya çalışıyor dikkatini çekmek için her yolu deniyordu. Ama nafile...

En sonunda onu canlıyken ölüme mahkum etmek istedi. Bir süre yasını yaşayıp, öldüğünü içselleştirip, hayata yeniden başlama kararı aldı.

Ve aşağıdaki satırları kaleme aldı.

"Onun vefat haberini aldığıma göre önce yasını tutup, sonra artık bu meseleden kurtulduğum için şükretmeli ve hayatıma kaldığım yerden devam etmeliyim. Geçen yıllar geçti, onun tahmin bile edemeyeceği ve anlamsız bulduğu acılar yaşandı. Beni çoğu zaman yok sayması bende işkence etkisi yaptı. Onun açısından onlarca diğerinden hiç bir farkı olmadığımı artık kabul etme zamanı. Belki arkadaşlık açısından farklı bir yerim olmuş olabilir diye kendimi avutsam da insan arkadaşının da yokluğunu hisseder, ona yok muamelesi yapmazdı. O aslında özünde bencil bir adamdı. Duyarlı biri gibi gözükse de o ancak narsist duyguları tatmin edildiğinde mutlu olabilen biriydi. Onaya, özellikle kadınlar tarafından, olan ihtiyacı belki ortalama bir erkeğinkinden daha fazlaydı. Onun nasıl hep daha fazla kadının onayına ihtiyacı varsa, benim de hiç kimsenin olmadığı kadar onun onayına ihtiyacım vardı. Ortalamanın üstündeki vasıfları bu onayı ona fazlasıyla getiriyordu. Zira kadınların dilini, en azından ben onunla tanıştığımda, çözmüştü. Kadınlığını en az fark eden ya da hisseden birine bile isterse kendini iyi hissettirebilirdi. Tabii başta kendisinin iyi hissetmesi şartıyla…

Bu adamı başkaları nasıl hatırlayacak? Muhtemelen hayat dolu ve renkli bir kişilik olarak anacaklar. Kendi alanındaki kalıpların dışında olduğunu söyleyecek herkes. Sanatın bir çok alanina meraklı olduğunu ekleyecek hakkında yazılan ölüm haberleri. Gazetelerde sıradışı resimleri çıkacak, birlikte çalıştığı ünlü isimler görüş bildirecek. Pek çok kadın da sessizce onunla yaşadığı ama ifşa edemeyeceği anıları hatırlayacak onun için belki bir kaç uç örnek dışında akılda hiçbirinin kalmadığını bilmeksizin.

Herkes vatanını-milletini çok sevdiğinde mutabık kalacak. İlginç bir şekilde, fazlasıyla bölünmüş bu toplumda her kesimden insanın onunla ilgili anlatabileceği hoş bir anısı olacak. Paraya çok önem vermediği, işini haysiyetle yaptığı, gücünü kötüye kullanmadığı söylenecek. Ama buna rağmen çok insandan çok daha güzel bir hayat sürdüğünü anlatacak yakın dostları. Pek çok erkek sırdaşımı kaybettim diyecek, kimbilir kaç kişinin sırdaşı olduğunu ancak ölünce fark ederken. Çalışma arkadaşları hayattan aldığı keyif nedeniyle kıskandıkları birini özleyeceklerini fark edecek.

Bense inişli çıkışlı iletişimin güzel yönlerini hatırlamayı tercih edeceğim. Hadi biraz daha dürüst olayım kendime, beni benim istediğim kadar önemsemediği için kızgınlığım ve kırgınlığım da bitmeyecek. Övgülerinin samimi olduğundan şüphe etmeyeceğim. Benim için yaptığı jestleri herkese yapmadığını, bana sır nevinden anlattıklarını herkesle paylaşmadığını düşünmeye devam edeceğim. Her ne kadar, sadece o istediği zaman olsa da, sohbetlerimizin sahiciliğini özleyeceğim. Duygusal anlamda ise beklentilerimin-ki sevilmekten öte değildi- her daim boş olduğunu, bunun da benden değil, ondan kaynaklandığını, doğasının bunu gerektirdiğini kabullenmeye çalışacağım.
Allah taksiratını affetsin, rahmet eylesin. Dünyaya renk katanlardandı...¨


Yorum Yaz

@name x