Vicdani Retçiyim.

Vicdani Retçiyim.

Vicdani Retçiyim.

Cenk Sabah Tuzcu, İzle-Yorum

08 Haziran 2018, 12:50
Bu makale 3031 kez okundu

 Askerlikle ilgili olan bu terimi aslında vicdanen rahat olmadığımız her alanda kullanabiliriz. Benim reddettiğim, partilere seçim öncesi devlet veya hazine kasasından yapılan eşitsiz, kuralsız ve gereksiz yardımlardır. Bu konuyu birkaç defa işledim ama bıkmadan devam edeceğim. Öyle ya, bir partiye yardım etmek istersem vergilendirilmiş kazancım üzerinden istediğim kadar yaparım. Bu bağlamda bazı partilerin legal olarak düzenledikleri bağış kampanyalarını son derece olumlu buluyorum. Neden bilmediğim veya desteklemediğim partilere, adaylara kendi rızam dışında hizmet edeyim ki? Benim verdiğim vergileri devletin bu şekilde yönetme hakkına karşı vicdanım rahat değil, vicdani retçiyim. Oy verdiğim/vereceğim aday veya parti için kullanılsa bile helal etmiyorum.

 Diğer taraftan nispeten güçsüz partiyi ve adayı daha zayıflatan sistemin, eşitlikçi anayasaya ve demokratik sisteme ne şekilde uygun olabildiğini bilen de yok. Bal tutan parmağını yalıyor; hiçbir parti veya aday da bu sömürü düzenine karşı çıkmıyor. Ben vergimi hizmet için veriyorum:  temel olarak eğitim, güvenlik, yaşam kalitesinin artırılması ve sağlık için, benim paramla bana propaganda yapılsın diye değil. Hizmet için varım diyene neden önce ben hizmet etmek zorundayım ki?

 Aslında bu paralar partileri ve adayları tembelliğe itiyor çünkü kendi ceplerinden çıkan bir para değil. Kendin pişir kendin ye, istemem yan cebime koy, har vur harman savur, üçe beşe bakmam Allah razı olsun devletten,  prensipleri esas oluyor. Suçluları ve vergi borçlarını affetmek nasıl ki siyasilerin devlet prensiplerini zorlayarak kullandıkları bir haksa, bütçe gelirlerini bu şekilde adaletsiz dağıtmak da ellerinde olmamalıdır. Açıkçası, verdiğim vergilerden bu şekilde bir yardım yapılıp yapılmayacağı bana sorulursa cevabım hayır olacaktır çünkü standart devlet hizmetleri ile alakası yoktur, özeldir, kişiseldir ve ayrımcılıktır, Recep İvedik’in tabiri ile ‘’Paylaşımcılıksızlık’’tır. Sosyal adaleti sağlamak ve gelir dağılımı içindeki uçurumu eritmek yerine kömür, makarna ve emekli ikramiyesi primi dağıtmak da nasıl oluyorsa hep seçim dönemlerine rastlayan palyatif çözümlerdir.

 Partilere devlet kesesinden aktarılan bu paralarla, parti bayrağı, pankart ve basılı materyal üreticileri zengin ediliyor; berbat müzik sistemleri ile donatılmış araçların depolarına benzin dolduruluyor; sabahtan akşama görüntü ve ses kirliliği yaşatılıyor; yetmiyor, bayatlamış şarkılarla kulaklarımız rahatsız ediliyor. Türkiye ve Datça’ya geldiğimizden bu yana geçen on bir sene boyunca çaldıkları müziği değiştirmekten aciz partilerin, sürekli değişimden söz edebilmeleri büyük bir çelişki değil midir?

 Garip bir konu daha var, parti başkanları birbirlerine hakaretten yüz binlerce Lira tazminata mahkum oluyorlar. Bu paraları kendi ceplerinden mi ödüyorlar yoksa partileri mi ödüyor? Kendileri ödeseydi bu kadar bol keseden atmazlardı diye düşünüyorum. Eğer partileri ödüyorsa ‘’Bana ne?’’ diyebilenimiz var mıdır?

 Platon, toplumda bireylerin veya yönetimdeki herhangi bir sınıfın değil bütünün mutluluğunun esas olduğunu irdeler. Zaten başkası da bu konuda daha geçerli bir tez ortaya koyamamıştır iki bin dört yüz senedir.

 

 

 

Derkenar: 2018 FİFA dünya kupası formalarından Avustralya, Nijerya, Almanya, Kolombiya, Meksika, Rusya ve Senegal’in olanları son derece yaratıcı ve güzel buldum. Hele Nijerya’nın beyaz üstüne yeşil desenlisine bayıldım. Diğer taraftan maç öncesi ısınmak için giydikleri formalar daha estetik oluyor, Fransa ve Portekiz’inkiler gerçekten çok alımlılar. Kupayı kim kazanır diyorsanız, ünlü İngiliz futbolcu Gary Lineker’in bir sözünü hatırlatmak isterim, ‘’Futbol 11’er kişilik iki takım arasında oynanan ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur.’’

Yorum Yaz

@name x