Üretmek özgür kılar.

Üretmek özgür kılar.

Üretmek özgür kılar.

Cenk Sabah Tuzcu, İzle-Yorum

30 Ocak 2018, 12:45
Bu makale 3218 kez okundu

 ’Arbeit  macht frei.’’ Çalışmak insanı özgürleştirir veya çalışarak özgürlük kazanırsın manasındaki bu güzel sözün bazı Nazi Toplama Kampları’nın girişine yazılmış olması ne hazin bir paradokstur.

Orijin olarak Alman kökenli bir cümle olduğunu, ilk defa yazar Lorenz Diefenbach’ın 1872 yılında yazdığı kitabının adı olarak kullandığını, Almanya’da Weimar yönetimi tarafından 1928 yılında resmi politika olarak uygulanmaya başlandığını, son olarak da Naziler tarafından kendi sapkın ideolojik amaçları için dejenere edildiğini biliyoruz. Bu cümlenin, Orta Çağ’ın ‘’Stadtluft macht frei, kent havası özgürleştirir’’ deyişinden esinlendiği düşünülmektedir.

Diefenbach’ın idealist açıdan kullandığı cümle, bir hırsızken çalışarak doğru yolu bulan ve ruhundan kötülükleri temizleyen roman kahramanını anlatmaktadır. İdeallerin politikacıların elinde nasıl acımasız silahlara dönüşebildiklerini unutmayalım. Hayatımda ilk olarak Auschwitz toplama kampını gezerken gördüğüm bu cümle beni çok sarsmıştır. Çalıştırarak öldürmek, çalıştırarak insanların ruhlarını ve bedenlerini köleleştirmek üstelik bu işi devletin mükemmel bir ideolojisi olarak sunmak sadece Nazizm'de olmadı, komünizm adına Stalin daha beterlerini yaptı halklarına, Mao da kendi acımasız örneklerini sundu toplumuna.

Biz güzel ve sürdürülebilir bir dünya idealine bağlı kalarak, badem ağaçlarının çiçeklerini sunduğu ılık bir Datça kışından pozitif bakış açımızla anlatmaya devam edelim, edelim ki Ege havası ruhlara doğruları üflesin.

Mesela bu cümleye çalışmak yerine üretmek fiilini koyarsak mükemmel bir uyum ortaya çıkıyor. Üretmek fiili elbette çalışmanın sonucudur, eseridir ama üretimin içine kapitalist artı değeri katsak bile çalışmak fiilinin getirdiği mecburiyet düşüncesini oldukça yumuşatıyor. Bedensel veya fikirsel hiçbir şey üretmeyenleri, hayatları boyunca hazır yiyen bazı insanları bir kenara bırakırsak tüm canlılar yaşamak için çalışırlar ve üretirler. Bununla birlikte, tüm canlılar içinde sadece insanlar kendine yeteninden fazlasını üretmeyi akıl etmiş ve bundan gelir elde etmeyi başarmıştır ki üretim kaosundan, kapitalizme yönelik eğitim sistemi, meslek, kariyer, ticaret, sanayi, toplumsal sanat, fazla mesai, emeklilik gibi gereksiz kelimeler ve eylemler de türetmiştir. Bir de George Orwell’in uç noktadaki manifestosu vardır: ''Savaş uğraşı, ilke olarak, her zaman halkın basit gereksinimlerini karşıladıktan sonra geriye kalabilecek üretim fazlasını tüketecek biçimde tasarlanır.'' Onunki savaşma seviş taktiği ile savuşturulamayacak derecede ağır bir tespittir elbette.

Bu bağlamda, ben bir emekli olarak, ülkemizdeki emeklilik statüsüne bakış açısını irdelemek istiyorum. Ülkemize mahsus olarak, emekli olan insanların –ki emeklilik yaşı ortalaması maalesef kırk, elli yaş civarıdır ve bu da sosyal güvenlik denen başka bir saçma mekanizmanın oluşmasına, onun da kötü idaresi nedeniyle çökerek başka sorunlar çıkarmasına neden olmuştur- genel olarak aklına gelen ömürlerinin geri kalanında yan gelip yatmaktır.  Çalışmamak tamam da üretmeden yaşamak nasıl olabiliyor inanın çok zorlanıyorum. Datça gibi tabiat zengini bir yerde bile sabahtan akşama kadar kahvehanelerde pinekleyerek okey oynayan, oturup boş boş çay içen insanlar var ve bunların sığındıkları düşünsel liman emeklilik! Emekli olunca sanki tüm zihinsel ve bedensel faaliyetler yasaklanıyor gibi bir algıya kapılıyorlar herhalde.  Bazı emekliler ise kitap okuyarak ve spor yaparak boş durmadıklarını ispat ediyorlar. Bunlar üretim değildir, emekli olmadan da yapılması gereken zihinsel ve bedensel faaliyetlerdir ki ülkemizde çalışan insanlar tarafından da çoğunlukla ıskalanırlar.

Eğer emekli olduktan sonra da maddi olarak gereksinimiz varsa bu durumda elbette çalışarak artı değer üretmek ve para kazanmak zorundasınız. Ama muhtaç değilseniz yine de üreterek yaşadığınızı kendinize ispat edebilir ve emeklilik adı verilen kölelik düzenine karşı çıkarak fikren ve bedenen özgürleşebilirsiniz. Müzik dinleyin ama bir enstrüman çalın, üretmiş olursunuz. Kitap okuyun ama yanı sıra anılarınızı ve o kitap hakkındaki fikirlerinizi yazın, üretmiş olursunuz. Bir hırka örün ve soğukta üşüyen köpeğe giydirin, bahçeniz varsa domates yetiştirin, ne bileyim evde rakı yapın, karınıza yemek pişirin, gönüllü apartman yöneticisi olun, mahalle takımını çalıştırın, üretmiş olursunuz. Balık tutun, turşu kurun, arkadaşınızın saçını kesin, bir kütüphanede gönüllü olarak çalışın mesela. Sivil toplum kuruluşlarına üye olun, en fazla bu şekilde üretirsiniz. Ama kahvehanelerde çift okeye dönmeyin, 10 bin adım attım diye sosyal medyada hava atmayın, herkesin bildiği meteoroloji raporunu telefonunuzdan paylaşmayın, bir siyasi ve sosyal konuda şahsi fikriniz varsa yazın, onun bunun milyonlarca defa paylaşılmış klişelerini gündeme getirmeyin. Her gün 10 km yürüyün, bünyeye faydalıdır ama senede bir gün de bu yürüyüşünüzü herhangi bir STK adına, mesela lüferler daha çinakop iken avlanmasın temalı etkinlikte gerçekleştirin, ikisinin arasındaki fark üretmektir.

Tüm insanlar bedensel ve zihinsel olarak ölene kadar üretmek üzere yaratılmışlardır. İnsan ancak ölünce emekliliği hak eder.

 

 

Derkenar: İstanbul’un Tophane semtinin Bizans dönemindeki adı Ostreodes’tir. Bunun nedeni eskiden o bölgede bol miktarda istiridye yetişmesiymiş. ( Latince Ostrea kelimesinden.) Diğer taraftan istiridye ile beyaz şarap mükemmel uyum sağlarlar. Bu durumda aynı dönemde İstanbul’da içilen en lezzetli şarabın da Moskhados olması şaşırtıcı olmuyor. (Muskat yani Misk gibi güzel kokan şarap manasında.)

Yorum Yaz

@name x

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Nurten Yalçın 3 hafta önce yorumlandı

Şaka gibi daha bugün Arbeit Macht Frei lafı üzerinden uzun bir paragraf editledim. Dachau’da gördüklerimden esinlenerek... Aynı sulardaymışız bu ara demek abicim:)

Kişi beğendi.