Prof Dr Engin Arık

Prof Dr Engin Arık

Prof Dr Engin Arık

Emre Sarp

21 Mart 2018, 01:19
Bu makale 783 kez okundu

 
Bu tarihten tam 53 yıl önce İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümüne kaydolmuş 17 yaşında bir kız çocuğu hırsla okulun koridorlarında gezmektedir. Her zaman 1. olmaya alışkın bir bünye için 2.lik pek de hazmedilebilecek bir şey değildir.1.yi merak etmektedir. Kendisini geçen bu çocukla tanıştığında ise içinde gizli bir aşk doğar ve aralarında arkadaşlıkla başlayan bu aşk Türkiye’nın önde gelen 2 bilim insanının son nefeslerine kadar yan yana olacakları büyük bir birlikteliğe bırakır.’Son nefes’ o ana kadar insanlar ne başarabilir? İlk andan son ana kadar bir insanoğlu ne derece tarihi değiştirebilir? İnsanlığa ve kendisine katkısı ne olabilir ? Bir çok şey olabilirsiniz. Ünlü bir general,Faşist bir diktatör,Devrimci …Ama hiçbir zaman bir bilim insanı olamazsınız.O mertebe de adınızı tarihe yazdırmaktan daha ulvi bir göreviniz de insanlık için geliştirebileceğiniz araştırmalarınızdır.Stephan HAWKING’ın vefatından dolayı son zamanlarda epey bir bilgi dolaşıyor ortalıkta muhtemeldir ki gazetelerin tüm hafta sonu eklerinde tarihin dehası ünlü fizikçinin hayatına dair sayfalarca bir şeyler yazılmıştır.Bilim insanlarının bana göre milliyeti olmaz.Onlar insanlığın oksijenleridir.Ve son nefesinizde dahi soluyabileceğiniz oksijen hiçbir ayrım olmaksızın tüm insanlarla eşittir.Fakat dünya tarihine karşı sorumluluğumuzu yerine getirirken doğanın bize sunduğu eşitliğin karşılığını veremiyoruz.Bazı insanlar ilim-bilim-sanat ile iç içe olarak diğer insan yığınlarından kaynaklı bu eşitsizliği dengelemeye çalışırken maalesef ani ölümleri ile arkalarında koca bir boşluk bırakıyorlar. 30 Kasım 2007 tarihinde meydana gelen kazada, CERN’deki Atlas Deneyi’nde çalışan , Prof. Dr. Engin Arık hayatını kaybetmesiyle birlikte bilim tarihi açısından koca bir boşluk daha doğdu ve bu boşluk doldurulamadı.Kendisinden ; ölümünden 11 yıl sonra haberim olmasından dolayı kendi adıma utandım.Türkiye ‘de yetişmiş fizikçi ve bilim insanlarına karşı millet olarak belli bir duyarlılığımız yok.Bir sokak röportajında 10 adet Türk bilim insanı sayamayacak milyonlarca insan var.Ama aynı insanlar TV Proğramlarında yayınlanan Nihat Doğan tarzı insancıkların proğramlarına magazine ve utopık dizilere meraklarından olsa gerek birçok boş ismi ünlü ve şöhret ile anımsamaktadır.Aslında bunu sadece toplumsal hafızaya bağlayarak değil ana akım medyanın belli bir politikasıyla ilişkilendirmek çok daha mantıklı olur.Fakat konumuz bu değil. 17 yaşlarında kendilerini bilime adayan iki çocuktan birisi Prof. Dr. Engin ARIK ve eşi Prof.Dr. Metin ARIK’tan bahsedeceğim.
Engin Arık, 1948 yılında doğdu. 1969'da İstanbul Üniversitesi Fizik-Matematik Bölümü'nden mezun olduktan sonra Pittsburgh Üniversitesi'nde master ve doktora yaptı. 1979'da Boğaziçi Üniversitesi'ne geçti. 1997-2000 yılları arasında Viyana Üniversitesi'nde görev yaptı. 1985'ten beri de Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyordu. "Deneysel Yüksek Enerji Fiziği" alanında yaptığı çalışmalarıyla, uluslararası alanda da tanınıyordu. Arık, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ne Türkiye'nin üye olup buradaki temel bilimlerden ve deneyi yapılmakta olan 'evrenin yaratılış teorisi' Big Bang'den Türk fizikçilerinin yararlanması için büyük mücadele vermişti. TÜBİTAK'ın bilim dünyasının büyük önem verdiği bu deneye maddi destek vermemesi, hatta, 'ilgilenmiyoruz' diyerek geri çevirmesi Arık'ı çok üzmüştü. Türkiye'nin CERN'e üye olup Türk biliminin gelişmesi için yıllarca uğraş veren Arık, göğüs kanseri olmasında bu konulara üzülmesinin de payı olabileceğini belirtmişti. Ve Arık'ın bu uğraşı, sonunda semeresini vermişti. Arık, bu deneye katılacak Türk fizikçilerine Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun maddi destek vermesini sağlamıştı. CERN'deki Türk grubunun başkanı olan Arık, bundan sonraki hedefin Türkiye'nin CERN'e gözlemci üye değil, tam üye olmasının sağlanması olduğunu vurgulamıştı. Türkiye'nin toryum açısından zengin olduğunu belirtiyor ve toryumla çalışan nükleer reaktörlerin kurulması konusunda da araştırmalar yürütüyordu. Peki Toryum nedir ? geleceğin enerji kaynağı. Nükleer santrallerinin en temiz yakıtı. Çevreye zararı yok. Ülkemiz ise dünyanın toryum zengini... Toryum... Tabiattaki 110 kadar elementten biri. Saflaştırıldığında alüminyum, çelik görünümünde olan toryum, geleceğin nükleer santrallerinde yakıt olarak kullanılacak. Konunun bizi ilgilendiren tarafı, araştırmalara göre dünya toryum rezervlerinin yarıdan fazlasının Türkiye'de olması. Türkiye'de Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören'in yanısıra Malatya ve Sivas'ta da toryum izine rastlandı. Anadolu'da toryumun çıktığı yerde ot bitmediği söylenir. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Engin Arık. Türkiye'nin sayılı toryum uzmanlarından biri Türkiye'nin sahip olduğu düşünülen toryum rezervinin enerji üretimi açısından, 120 trilyon dolarlık petrole eşdeğer olduğunu söyledi. 120 trilyon dolar, ABD'nin hemen hemen milli gelirine eşdeğer. Engin Arık, Türkiye için sonsuz bir enerji kaynağı anlamına gelen toryumun, Türkiye'ye bir servet kazandırabileceğine de dikkat çekiyordu. Arık, "Türkiye'nin 2005'e kadar toryumlu nükleer santral araştırması için 40-50 milyon dolara ihtiyacı var" diyor. 2006-2010 yılları arasında deneme reaktörü kurulması için ise 1 milyar dolarlık bir yatırım gerektiğinde ısrar ediyordu. Çünkü Avustralya’da 300 bin ton, Hindistan’da 290 bin ton, Norveç’te 170 bin ton, ABD’de 160 bin ton, Kanada’da 100 bin ton, Güney Afrika’da 35 bin ton, Brezilya’da 16 bin ton. Neredeyse bütün dünyada toplam 1071 bin ton, Türkiye’de 800 bin ton toryum bulunuyor.Ve sen gel Allah’ın işi bunlara Türkiye’de kafa yoran bilim kadınımız tıpkı Aselsan ölümleri gibi şüpheli bir kaza ile ölüyor/öldürülüyor.Tüm eşyaları eksiksiz ailesine teslim edilmesine rağmen laptopundan hiç eser bulunamıyor.Ya da biraz daha detaylandıralım : Uçağın düştüğü dönemde enkaz bölgesine giden Süleyman Demirel Üniversitesi Fizik Bölümü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Abdullah Kaplan, “Üzerinde çalıştığımız konu; büyük bir teknoloji... Laboratuvar Ankara’da kurulacak. Parçacıkları hızlandırarak yüksek enerjili ışın oluşturulacak. Bu projeden, sanayiden askeriyeye kadar 232 küsur alanda yararlanılabilecek” açıklamasını yaptı. PEKİ SONRA bu konuda neler oldu!!
2008 yılında Dünyanın en büyük fizik ve nükleer araştırma merkezi olarak bilinen İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü’nde (CERN) görev yapan parçacık fiziği uzmanı Yrd.Doç.Dr. Bilge Demirköz, tatilini geçirdiği Kartalkaya’da geçen cumartesi günü esrarengiz bir kazada ağır yaralandı. Hemen İstabul’a hastaneye kaldırılan Yrd.Doç.Dr. Demirköz’ün vücudunda çok sayıda kırık olduğu belirlendi. Kayak pistinde Yrd.Doç.Dr. Demirköz’e çarparak ağır yaralanmasına neden olan esrarengiz kayakçının ortadan kaybolmasına kim nasıl açıklayabilir Üstelik kendisi Engin hocanın ekibindendi.15 Temmuz’a kadar TUBITAK gibi kurumların kimlerin elinde olduğu malum.Milli projelere karşı da yürütülmüş siyasetin doğrudan dışarıdan bir mekanizma ile her defasında aleyhimize işlediği de aşikar.Bundan sonrası için ne öngörülüyor? Sayfalarca raporlar devlet kurumlarında varken madenlerimizin değerlerimizin geliştirilmesi onların milli gelire katkıda bulunulması için neden bilime destek verilmiyor ? Bütçe çıkartılmıyor ? Biraz ses getirici tüm girişimler cinayetle sonuçlanıyor ? 50 Yıllık bir dönemde petrol rezervlerinin tükeneceği ortadayken Katar dahi kaya gazı için milyar dolarlık yatırım yaparken Türkiye altın yumurtlatan tavuklarını bir bir kesiyor…Savaş mı çıkar ? Borsadan tüm yabancı hissedarlar mı çekilir ? Hükümet mi düşer ? Korku ne? Bu irade bu dönemde sergilenemezse ileride hiç sergilenemez. Ve tek bir girişimiyle madenlerimizi aktive edecek Sayın Cumhurbaşkanımız acaba tüm bu dosyalardan yeteri kadar bilgilendiriliyor mu ? Çünkü inanıyorum ki birkaç milyar dolarlık yatırımların geri dönüşü bir ülkenin tüm geleceğini garantiye almaksa yeryüzünün hiçbir hükümeti böylesi bir projeye karşı çıkmaz.Mesele vatan meselesidir.İdeoloji parti oy meselesi değildir.Zaten böylesi bir girişimde millet her ne yaşanırsa yaşansın hükümetin yanında olacaktır. Trliyonlarca dolarlık servete sahip bir Türkiye’de dünyaya çağ açıp kapatacak muhteşem bir potansiyl ortaya çıkar.Büyüleyici bir gücün üzerinde hayallere dalmak değil zorluklara karşı gelerek hayalleri hayata geçirecek bir millet iradesi ve birliği mevcut iken beklemenin kime ne faydası vardır ? Şu ana kadar bu topraklar üzerinde yüzlerce şüpheli ölümler gerçekleşti askerinden bilim adamına siyasetçisinden yazarına kadar…Devlet insan sermayesini korumalıdır.Ki bu insanlar ektikleri fikirlerle gelecek nesillere sadece cesaret değil onları hayata geçirebilecek ilim perspektifi de katsın.Batıya kaptırdıgımız sayısız buluş ve icad bu ülke insanının kapasitesinden fazla değildir.Devletin ayrım yapmaksızın tüm tüm vatandaşlara sunacağı imkanlar , bilim insanlarına sunacagı bütçeler , başarılara sunacağı ödüller ile dünyanın kaderi başka ülkelerin insiyatifine bırakılamaz.Gerçek dünya liderliği ve Geçmişe özlem ancak bilime olan destek ile doğru orantılı gelişir.




Yorum Yaz

@name x