Parayla alabileceğiniz şeyler bellidir ve sınırlıdır. Yaşam kültürü bunun dışındadır.

Parayla alabileceğiniz şeyler bellidir ve sınırlıdır. Yaşam kültürü bunun dışındadır.

Parayla alabileceğiniz şeyler bellidir ve sınırlıdır. Yaşam kültürü bunun dışındadır.

Ebru Eğinlioğlu

23 Ocak 2018, 14:51
Bu röportaj 12320 kez okundu

Yazmaya geç bir yaşta başladınız? Daha erken yazmaya başlasaydım diye düşündüğünüz oldu mu? 

Geç değil genç yaşta başladım sayılır. Aslında çocukluktan bu yana yazıyordum ama çoğunlukla kafamda galiba. Ufak notlar, anekdotlar almayı, okuduğum kitapların kenarlarına yazmayı adet edinmiş hatta bankacılık kariyerim boyunca hazırladığım onca teknik ve mesleki raporda bile edebi bir dil kullanmaya gayret etmişimdir. Çocukların konuşabilmesi için önce duyması ve dinlemesi gerektiği gibi galiba önce çok okudum ve biriktirdim diyelim.  İyi bir okuyucu ve araştırıcı olmayan yazar olamaz. Kendi adıma yazmaya değil de yayınlamaya karar vermek geç oldu diyebilirim.
İlk kitabınızdan sonra nasıl tepkiler aldınız?
Çok yakında üçüncü baskısı yapılacağından umduğumun çok üzerinde başarılı olduğunu hissediyorum. Ticari kaygıdan uzak ve iddiasız olarak amatör bir ruhla yayınlamış ve oğluma bırakabileceğim en güzel miras olarak düşünmüştüm. Şimdi artık kitabın hem doğduğum büyüdüğüm semte hem de şimdi yaşadığım ilçeye ait olduğunu görüyorum.
İzle-yorum ismi nasıl doğdu? Nasıl İzle-yorsunuz?
İzlemek ve yorumlamak bir arada oldu. İzlemek kelimesi şaşırtıcı şekilde birden fazla fiili içeriyor. Bakmak, görmek yanı sıra içinde iz bırakmak gibi bir duygu var. İlk kitaba 1 demedim çünkü orada durabilirdim. Çok olumlu tepkiler beni motive edince denemelerin ikinci kısmı kendiliğinden yayına hazır hale geldi.
Deneme türünün babası Montaigne der ki ‘’ Doğru yapabildiğim sürece kendimi anlatmak isterim.’’  Kendinden kasıt elbette fikirleridir. Ben önyargısız İzle-yorum. Bu bana Fransız eğitiminin kazandırdığı bir yetenek. Hiç bir fikri peşin kabul etmem ve eline silah almayan her düşünce ilgimi çeker. Kendi deneyim, gözlem, önsezi ve içgüdülerimin toplamıdır İzle-yorum. Karl Popper ancak bu şekilde evreni anlayabileceğimizi söylüyor. Tüm fikirler ve teoriler didiklenmek için vardırlar.
Bankacılıktan Balıkçılığa geçiş bir hayat felsefesi mi yoksa şartlar mı öyle gerektirdi?
Yaşamımı ele alırsak önce balıkçılıktan bankacılığa ve en sonunda tekrar balıkçılığa daha doğru bir sıralama olurdu. Ben ilk paramı balık satıp kazandım, kardeşimle fazla tuttuklarımızı satardık hatta bazen iyi de kazanırdık. Liseden sonra üniversite bana bankacılık mesleğini hediye etti ama ruhum hep denizlerde balık peşinde dolaştı. Eskiler yedi sultan bir araya gelmeden balık tutulamaz derlermiş. Bunlar hava, deniz sathı suyu, dip suyu, yem, olta takımı, avlak ve balıktır. Ben olta hariç yani balığı kandırma ve oltaya gelmeye ikna etme dışındaki hiçbir balık avını sevmem. Zıpkın, dinamit, gece lambası ile ve hatta gece ağı bile balıkla karşılıklı eşit olmayan mücadeledir. Ayrıca kapalı denizlerde, mesela Boğazlar veya Marmara ‘da gırgır, trol gibi avlanma şekilleri katliam sınıfına girerler. Bankacılıktan sonra kendimi yeniden balıkçı olarak görüyorum. Gençlikteki gibi her gün ve uzun süreli değil ama her fırsatta balığa çıkıyorum. Hayata ve balıkçılığa bakış açım hiç değişmedi. Dünyanın en hür insanı balıkçıdır. En gönlü zengin kişisi de odur.
Arnavutköy yaşantınız ve eğitim gördüğünüz okullar da denemelerinizde önemli yer alıyorlar.
Kişiliğim ve hayat görüşümün oluşmasına ailem kadar etki eden iki yer doğduğum, büyüdüğüm Arnavutköy ve sekiz sene tahsil gördüğüm Galatasaray Lisesidir. Kişiliğime fazlaca etkisi olmasa da Boğaziçi Üniversitesi bana bireyselliği ve ahlaklı para kazanmayı öğretti. Mesleğimi verdi. Kariyerim boyunca yaşadığım çok farklı kültürlere kolayca uyum sağlamam ve oralarda mutlu yaşayabilmem geçmişimdeki bu birikimlerden dolayı olabilmiştir. Bahreyn, İrlanda, Almanya ve Hollanda sadece iklim olarak değil kültür olarak da birbirlerinden son derece farklı ülkelerdi . Hatta Almanya’da yaşadığım Düsseldorf ve Frankfurt şehirleri bile iki farklı ülke gibiydiler.
Onca farklı şehirde yaşadıktan sonra Datça’da yaşamak nasıl bir tecrübe? Büyük şehirlerden kaçıp sahil kasabalarında yaşamak isteyen çok insan var. Önerir misiniz? 
Kaçmasınlar, önermem çünkü fazla kalabalık olmaya başladı Datça! Bencillik diyelim. Bizim millet her gittiği yere kendi kültürünü empoze ediyor. Halbuki gittiği yerler farklı ve güzel olduğu için terki diyar ediyor. Datça kendi coğrafyası ve kültürü ile kolayca uyum sağlanabilecek bir yer. Bırakalım öyle kalsın. Gelenler de buna uysun. Buraları kendilerine uydurmaya çalışmasınlar.
Yaşadığım her şehirden bir şeyler öğrendim ve hepsini sevdim. Başka bir ülkeyi turizm veya iş amacıyla gezmekle orada yaşamak arasında tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük farklar var. Bazen iklimsel olarak bedeniniz bazen de sosyal ve psikolojik olarak ruhunuz çok zorlanıyor. Hiçbir yer ve insan topluluğu sizi kendine benzetmeden içine almaz. Mecbur değiller. Farklısınız diye sizle buluşur, paylaşır ama o kadar. Sınırlar bellidir. Sizin giden olarak çok çaba sarf etmeniz lazım. Bu Bahreyn için de aynıdır Datça için de. Parayla alabileceğiniz şeyler bellidir ve sınırlıdır. Yaşam kültürü bunun dışındadır.
Kültürel faaliyetlerden uzak yaşamak zor geliyor mu?
Kültürel faaliyetlerden uzak değil bilakis hiç olmadığı kadar iç içe yaşıyorum. Bu biraz da faaliyetten ne anladığınıza bağlı değil mi? Film seyretmeyi severim ama sinemaya gitmekten hoşlanmam. Tiyatro eseri olarak sadece fars türü komedi izlerim ki pek kalmadı. Canlı konser yerine plak veya cd dinlerim ki bunun tek istisnası Metallica ve U2 konserleridir. Onları da birçok ülkede izledim iyi zamanlarında. Mesela yılbaşı tatillerinde ailecek yaptığımız antik sit alanı gezileri kadar önemli bir kültürel etkinlik hayal edemiyorum. Kitaba ulaşım kolay ama koklayarak dokunarak almayı özlüyorum. Gerçi o da kaldı mı diyeceksiniz. Neredeyse tüm kitapçılar daha ziyade oyuncakçı ve kırtasiyeci oldular. Datça’da esas olarak doğa kültürü var ki az yerde rastlarsınız. Badem, zeytin ve balıkçılık, daha ne olsun?
Bir yandan da internet haber sitesinde köşe yazarlığı yapıyorsunuz? Sosyal medya ile aranız nasıl? 
Yaklaşık beş aydır her salı günü Haber2e.com internet gazetesinde köşe yazım yayınlanıyor.  Bunlar aslında İzle-yorum adı altındaki denemelerimin devamı. Düzenli yazmak ile düzenli yayınlamak çok farklı. İlkinde yayınlamak size kalmış. Köşe yazısı olunca bir disiplin gerekiyor. Oluşturduğunuz bir okur kitlesi olabiliyor veya olmasa da o köşenin size kavak gölgesi amaçlı verilmediğini bilmeniz gerekiyor. 
Sosyal medya eski bir şarkının sözleri gibi. Varlığı bir dert yokluğu acı. Ne çok abartmak gerekir ne de fazla boşlamak. 

Sizin etkilendiğiniz, okumayı sevdiğiniz yazarlar hangileri? 
Deneme yazdığım için pirim Montaigne. Bankacılık yıllarımdan tanıdığım Enis Batur bu türün dünya üzerinde yaşayan en başarılı temsilcisi. Elbette tüm eserlerini okumuş biri olarak kendisinden çok etkilendim. Roman sevmiyorum. Kafka ve Proust hayranıyım ama onların yazdıkları bence yanlış olarak roman kategorisine sokuluyor. Şiiri çok severim. Bütünüyle Divan Şiiri, Türk şairleri Ahmet Haşim, Edip Cansever, Özdemir Asaf ile tüm Fransız dekadanları başta Lautreamont ve Baudelaire olmak üzere ilgi alanımdır. Arkeoloji, klasik Yunan felsefesi ve genel olarak tüm tarih eserlerine merakım var.
Bundan sonraki kitap veya kitapları planladınız mı?
Düzenli yazma disiplinine kavuştuktan sonra kendime her sene bir kitap malzemesi kadar yazma hedefi koydum. Ama bu yazılanları yayımlama anlamına gelmiyor. İlk kitabım daha çocukken hayalini kurduğum bir şeydi. İkincisi biraz da ilk kitaba teveccüh edenlere karşı vazifem oldu. İkinci kitapta Arnavutköy ve bankacılık anılarım ağırlıklı oldu. Bu biraz da geçmişim ile hesaplaşma ve kendimi doğru anlatabilme çabasıydı demek doğru olur. Yeni kitap ve kitaplar elbette planlıyorum. 
Gelecekten umutlu musunuz?
Dünyaya ne zaman geleceğinize siz karar vermiyorsunuz. Bana sorsalar Belle Epoque’da yaşamak isterdim. Umut göreceli bir kavramdır. Hayattan keyif alabildiğiniz sürece umudunuz vardır. Ürettiğiniz sürece yaşarsınız. Elbette umutluyum ve her şeye rağmen mutluyum. 
Gerek kitaplarınızda gerek köşe yazılarınızda güncel siyaset ve aktüel yaşamdan özellikle mi uzak duruyorsunuz? 
Dünya ve ülkemizde siyaset sadece kavga ve savaş üzerinden yapılıyor artık. Belli ki çağdaş konjonktür böyle. Yazılarımla bu konuda daha fazla ne anlatabilirim ki? Herkesin gördüğü sıradan olaylar ardı ardına planlı bir şekilde akıyor. Para ve ticaret kirlendi, silah ve uyuşturucu ana unsurlar oldular. Gençken bir futbol yazarı olmayı isterdim. Çok sevdiğim futboldan da iyice soğudum. Paranın araç olduğu Lidya döneminde bile kirletemediği toplum yoktu. Para şimdi sadece amaç oldu.

Yorum Yaz

@name x