Mahalle Baskısı mı?

Mahalle Baskısı mı?

Mahalle Baskısı mı?

Ebru Eğinlioğlu

17 Ekim 2017, 20:52
Bu makale 1552 kez okundu


Kavram ilk olarak 1981 tarihli, "ataturk: founder of a modern state" derleme kitabındaki "religion and secularism in turkey" adlı makalede geçer. Makalenin turkçesi ise Şerif mardin'in, "türkiye'de din ve siyaset, makaleler i" adlı kitabında bulunan, "türkiye'de din ve laiklik" başlıklı yazısıdır.

Prof. Şerif  Mardin "mahalle baskısı" kavramıyla, muhafazakârlaşan bir toplum içerisinde, bu muhafazkârlaşmanın baskın hâle gelmesi durumunda "dini" bir hayat tarzını benimsemeyenlerin kendilerini dışlanmış hissedeceklerini ve baskın hâle gelen muhafazakârların değerlerinin bu kesim üzerinde de ağırlık kazanabileceğini anlatmaya çalışmıştır.

Çok siyasal ve sosyal teoride, modanın kadın ve erkek ama özellikle de kadın bedenleri üzerinde tahakkümü gündemde olan bir konudur. Hatta modern toplumdaki bazı zayıflık hastalıklarını düşünecek olursak bedenin bile o baskıya maruz kaldığını görüyoruz. Ayrıca cinselliğin metalaşması, herkesin birtakım şeylere sahip olmak istemesi, para hırsı vs. de söz konusu. Dolayısıyla modern toplum hiç de baskıdan arındırılmış bir toplum değildir.

Mahalle baskısından hukuk kanalıyla bireyi tamamen koruyabilmek mümkün değil. Yani size bakmazlar, dışlarlar evlerine davet etmezler vs. Bunu hukukla halledemezsiniz ama hukuksal alan bireyin bu tür özgürlüklerine imkan tanıyabilir.

Bir cemaate mensupsanız yani cemaatin alanında bir kadın olarak sürekli olarak gözaltındasınız demektir. Her davranışınız namussuzluk olarak nitelendirilebilir. Bunun örneklerini her gün gazetelerde okuyoruz, işte gitmiş bakkala üç dakika bakkalla fazla konuşmuş diye kocasının öldürdüğü kadın. Bütün bu namus adına, töre adına işlenen cinayetler vs. hatta ırzına geçen küçücük genç kızların kirlendi diye aile kararıyla öldürülmesi birer örnektir. Kadınların bedeni kendilerine ait değil, başkasına kocalara, babalara, dayılara, halalara vs. ait beden. Ve dolayısıyla da mahallede herkesin takibi altında.
Ünlü olduğunuz zaman ise bedeniniz; toplumun geneline ait. Örnek olma durumunuz var. Kime? Halk’a.
Birilerine saldırmak, onları aşağılamak, tü kaka ilan etmek istiyorsanız namus kavramı üzerinden vurmak en geçerli olanı.
Aslında bu genel bir insan davranışı tüm dünyada böyle. Hatırlarsanız; Bill Clinton ve Monica Lewinski skandalı en bilinmişlerinden ve tabii ki daha çok örnekleri olsa da.
Türkiye’ ye döndüğümüzde dikkat çekici bir şekilde iki yüzlülük görüyoruz.
Mesela Gülben Ergen meselesine bakarsak sosyal medya da bir grup insan saldırı ve hakarete varan tutumlar sergiliyor. Sanki tek evli erkekle olan Gülben Ergen'miş daha önce hiç böyle şeyler olmamış gibi Gülben Ergen günah keçisi ilan ediliyor. Hatta büyük ihtimal bu yorumlardan eski eş de etkileniyor, kadının evinin otoparkında saatlerce bekliyor ve yine iddialara göre aracını çiziyor.
Bir nevi fiziksel şiddet gibi oluyor. Kadının kadına linci olan meslekdaşlar arasındaki anlamsız tartışma ve polemiklere hiç girmiyorum.
Diğer örnek Acun Ilıcalı’nın yeni eşi Şeyma Subaşı ve eski eşi Zeynep Ilıcalı’nın sürekli sosyal medyada birbiri ile kıyaslanması ve Şeyma Subaşı’na yuva yıkan kadından tutun, basitlik, sonradan görme yakıştırmaları. Bunları kim yapıyor? Halk’tan kadınlar. Bence de bunun tek bir açıklaması var. Her zaman, genç, güzel, zengin ya da başarılı olan insanlar kıskanılıyor ve maalesef hemcinsleri tarafından.
En son mahalle baskısı örneğine baktığımızda gündemde; diğer ikisi kadar sansayonel olmayan Elif Şafak’ın biseksüelim açıklaması var. Bu da gerçekten çok enteresan.
Elif Şafak Türkiye’ de kitapları onlarca baskı yapan, çok okunan ve çok satan bir yazar. Dünya çapında da hatırı sayılır bir tanınırlığı var, yabancı dile çevrilmiş bir çok kitabı var. Yine bir gazeteci ile evli ve yanılmıyorsam 2 çocuk annesi. Sanıyorum aynı yaşlardayız ve geçtiğimiz haftalarda bir açıklama yapıyor ben aslında biseksüeldim diyor.
Tabii fazla bir medya malzemesi olma durumu olmadığı için muhafazakar çevreler ve hemcinsleri tarafından saldırıya uğramıyor… Ama ilginç olan neden birden bire böyle bir açıklama yapma gereği duydu ve neden bunu Halk’ a ilan etti? İşin enteresan tarafı yoksa o da yıllarca Mahalle Baskısı’na uğrarım korkusu ile mi hareket etti de artık dayanamadı ve özelini insanlarla paylaştı? Bunu bilemeyiz…
Benim karşı olduğum nokta şu; insanların özel hayatları ile ilgilenmiyoruz deriz ama gizli gizli magazin haberlerini okur, her türlü eleştiriyi yapar, sonra da  yerin dibine batıracağımız şahsı kendimizle özdeşleştiririz. Yani bizi eğer kocamız aldattıysa, genç ve güzel kadınlardan nefret eder, aldatan eşi koruma altına alır, rakip kadını yerden yere vururuz. Toplumda evli erkeklerle beraber olmuş eski ve yeni pek çok kadın varken, nedense bazılarını daha fazla eleştiririz. Toplumun genel geçer değerleri der; ayrılmak isteyen erkeğin eşinin boşanmamasını yuvasını koruyor ne yapsın kadın diyerek gurur abidesi haline sokar. Aşık olunan bir kadın varsa ona en ağır hakaretleri yaparız. Bunları hep Namus kavramı adı altında yaparız.

Ve özetle toparlayacak olursam; maalesef Mahalle Baskısı bir toplumun gelişmişlik düzeyini, huzurunu, mutluluğunu temsil ediyor. Ne kadar fazla Mahalle Baskısı o kadar az gelişmişlik, kaybetmişlik ve mutsuz bir toplumun resmi çizilmiş oluyor.




Yorum Yaz

@name x