Pornai Sokağı Cinayeti.

Pornai Sokağı Cinayeti.

01 Mart 2019 Cuma 11:55
Bu haber 1894 kez okundu

''Komiser Tecessüs geri dönüyor.''


Pornai Sokağı Cinayeti.
banner26
 459

 İtiraf Edi-yorum, Datça’nın artık belirsiz olan tarihi döneminden ben sorumluyum. Bundan iki sene evvel anayol üzerine konan ve Datça’nın tarihi dönemlerini belirten tabelalardan ‘’Abbasiler Dönemi, MS 400-MS 1092’’ olanına, yanlış bilgiler içerdiği için itirazda bulunmuş, kaymakamlık, valilik, yerel ve büyükşehir belediyelerine yazılar yazmış, sosyal medyada paylaşımlar yapmıştım. Nitekim uzun mücadelem sonucunda, yaklaşık iki sene sonra tabela kaldırıldı. Gelgelelim yerine bir şey konmadı. İlgili makamlar, tahminen iki sene de yenisini düşünerek vakit geçireceklerdir. Dolayısı ile MS 400 ile MS 1092 arası yani koskoca bir yedi asır, Datça’da ne olduğunu kimse bilmiyor artık. Karanlık bir çağ yaşanmış gibi duruyor. Bense bunu yaptığıma pişmanım, belki de bir İslam devleti olan Abbasiler gerçekten de İslamiyet’ten 250 sene evvel ve belki de Datça’da kurulmuştu. Bir daha böyle işlere kalkışmayacağım, Datça’nın karanlık dönem uzmanı oldum istemeden.

 

 460

 Pornai Sokağı’na adı geri verilsin diye çaba göstermem lâzım ki bu vazife elbette bana düşer, çünkü Sultani lâkabım, bu ismin şimdi kullanılan versiyonudur ve bu koskoca Galatasaray Lisesi tarihinde sadece bana nasip olmuş bir unvandır. Orijinal adına kavuşursa, Sultanahmet’teki Hipodrom yakınında bulunan ve şimdiki adı Asmalıçeşme olan sokağın, bir dünya mirasına dönüşmesi, milyonlarca ziyaretçisinin olması işten bile değildir. Porno’nun etimolojisi de şaşırtıcıdır: Bizans Dönemi’nde erotik pantomim gösterilerinin yapıldığı Pornai sokağından türemiş porno kelimesi. Keşke öyle kalsaydı, fena mı olurdu?

Ve böylece Komiser Tecessüs’ün maceralarını içerecek yeni kitabımın ismini de buldum galiba: ‘’ Pornai Sokağı Cinayeti’’. Henüz proje aşamasında olsa da, kitaptan bir diyalogu ifşa ediyorum:

‘’Sultanahmet’teki pornai gösterisine iki biletim var sevgilim, beraber gidelim mi?’’

‘’Ben Rihanna konserini tercih ederim, müzikli pornai daha güzel.’’

 

 461

 Schrödinger’in Kedisi, kutunun içinde durup duruyormuş ve biz kutuyu açana kadar ölü veya sağ olup olmadığını bilemiyormuşuz. En meşhur Kuantum paradoksu ve deneyi bu minval üzerine kurulmuştur. Üzerine binlerce tez, on binlerce makale yazılmış ama gelgelelim kedinin neden sağ kaldığı veya öldüğü anlaşılamamıştır. Aslında cevap kedinin aynı anda hem sağ hem de ölü olduğudur ki Kuantum da böyle müphem bir alandır. Bir hayvan ve özellikle kedi sever olarak önce bu deneye tiksinti ile bakmış, daha sonra deneyin gerçek değil de düşünsel olduğunu öğrenip sevinmiştim.

Şimdi deney hakkındaki gerçek fikirlerimi belirteyim: Öncelikle kedinin ölü mü canlı mı kaldığına, kutunun içindeki zehir düzeneği veya Kuantum mekaniği karar veremez; paralel evren var mıdır yok mudur, bu da deneyin parçası olamaz. Kedinin 9’dan arta kalan canları bilinmeden de haliyle deneyin bilimsellikle bir alakası olamaz. Kutuya konulmadan önce, eğer birkaç canı bile kalmış olsa ölmeyecektir, aynı şekilde tek canı kalmış bir kediyse o zaman da paralel evrene geçer yaşamaya devam ederdi. ‘’Kedilerin Canı Sıkılmaz’’ ayrıca canları da bitmez, tükenmez.

Geçen gün bir TV yarışma programının sorusuydu: Hollanda’da Lolipop isimli bir kedi evden kaçıp kaybolduktan tam 17 sene sonra geri dönmüş. ‘’Kedi o kadar yaşar mı? Dönünce ne demiş? Evde aynı kişiler mi oturuyormuş?’’ gibi sorular Kuantum’un derdi olsun, Lolipop güzel ismiyle çok yaşasın.

 

 462

 Devlet yönetimi açısından, demokrasi ve cumhuriyet sistemlerinin inşası ile insanlık düzeyinde ileri gittiğimizi zannediyoruz. Gelgelelim günümüzden yaklaşık 3000 sene evveline ait yazıtlarda bunun hiç de öyle olmadığını görebiliyoruz. Mesela MÖ 700 yılına ait bir Babil Tabletinde kralların bile hesap veren, sorumluluklarını bilen ve gerektiğinde azledilebildiğini gösteren örneklere rastlanıyor. Babil yeni yıl şenliklerinde, kralın kraliyet nişanı çıkartılıp, yüzüne tokat atılır, kulaklarından çekilerek Marduk’un önünde diz çöktürülür ve aşağıdaki gibi itiraflarda bulunması, sözler vermesi istenirmiş:

‘’Ben günah işlemedim… Babil’i mahvetmedim, Babil’e önem verdim, duvarlarını yıkmadım... İnsanları aşağılamadım…’’

 

 463

 Globalleşme yeni bir terim gibi lanse ediliyor ama izlerine binlerce yıl öncesinde bile rastlanıyor. Bütün dünyanın Mezopotamya merkezli dar bir coğrafyada olduğu dönemlerden bir yazıta bakınca bunu kolayca fark ediyoruz. Pers Kralı 1ci Darius, efsanevi Susa Sarayı’nı inşa ettirirken tutturduğu günlüklerde her detayı yazdırmış: Taş ustaları ve duvar süslemecileri İonya’dan, sedir tüccarları Karia’dan, altın Lidya’dan ama altın işleme ustaları Medler’den gelmiş. Fildişi Namibya, abanoz Mısır, lacivert taşı ise Özbekistan’dan temin edilmiş.

Globalleşme daha nasıl izah edilebilir ki?

 

 464

 Siyaset yazmak İsteme-yorum, çünkü ülkemizde bu konu sadece siyasiler yani politikacılar üzerinden ilgi görüyor. Hâlbuki konunun sosyolojik, tarihsel, felsefi ve psikolojik boyutları ölümlü ve bu makamlarda geçici olan insan evladından çok daha derin ve enteresandır. Partiler açısından olduğu kadar idari mekanizma açısından da yerel seçimlerin de genel seçimler gibi artık fazla bir öneminin kalmadığı aşırı merkeziyetçi devlet yapımızda, önümüzdeki yerel seçimlerden sonra partiler düzeyinde ve özellikle solda bir konsolidasyon yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu belirterek noktayı koyuyorum.

Montesquieu ‘’İran Mektupları’’ kitabında, (Bence bu eser Türkçeye ‘’İran Mektupları’’ şeklinde değil de ‘’Pers Mektupları’’ adıyla çevrilmeliydi çünkü orijinal adı ‘’Lettres Persanes’’dır ve yazıldığı dönemde İran’ın adı buydu. O devirde bizim verdiğimiz isimle ‘’Acem Mektupları’’ daha da isabetli olabilirdi aslında.) XIV. Louis döneminde bir alay asilzadenin her gün Paris’teki Tuileries Bahçesi’nde toplanarak, yerli ve yabancı siyaset üzerine pahalı iddialara girdiklerini anlatır. Bu kişilere ‘’Muhabir’’ denirmiş yani haber veren manasında ama uçuk kaçık, saçma sapan tahminler üzerine girilen bahislerde, yüzlerce altın kaybederek iflas edenler çoğunlukta olurmuş.

Kahvehanelerimizde ve günümüzde artık kimsenin ciddiye almadığı gazetelerimizdeki köşe yazılarının büyük çoğunluğunda olduğu gibi ‘’Siyasi Muhabir’’ sıkıntısı çekmediğimiz için ne kadar şanslıyız!

Cenk Sabah Tuzcu, İzle-Yorum


Anahtar Kelimeler

banner45

Yorum Yaz

@name x