‘’Kimse kendi içine inmeye çalışmaz’’

‘’Kimse kendi içine inmeye çalışmaz’’

03 Mayıs 2019 Cuma 11:25
Bu haber 1228 kez okundu

Foto: Stratonikeia Antik Kenti


‘’Kimse kendi içine inmeye çalışmaz’’
banner26
 493 

Arnavutköylü antikacı Mimi’nin 1974 yılında sattığı, Osman Hamdi Bey’e ait el yazısı defterleri satın alıp, önce İstanbul Arkeoloji Müzesine, oradan yol boyu Hesiodos’u, Azra Erhat’ın tercümesinden, kitaba eklediği Hekate üzerine notlarıyla okuyarak, Lagina Antik Kenti ve hemen yakınındaki Osman Hamdi evine gitmiş olmak isterdim. Akabinde, Anadolulu Homeros’un bahsetmediği ama Yunanistanlı Hesiodos’un ısrarla Yunan mitolojine soktuğu önemli tanrıça Hekate’yi, Anadolu’nun Kibele’si ile karşılaştıracak tüm yayınları araştırırdım.

‘’Zeus, herkesten üstün tuttu onu/Muhteşem armağanlar verdi ona/Payı vardır onun (Hekate) karalarda, ekinsiz denizlerde/Yıldızlı göklerde bile payı vardır/O tanrıça kimin dileğini iyi karşılarsa/O kişinin elde edemeyeceği şey yoktur.’’ Hesiodos, Theogonia (Tanrıların Doğuşu) isimli şiirinde böylesine değer vermiş Hekate’ye.

G.Bean ‘’Turkey Beyond the Meander’’ isimli kitabında, ilk defa olarak Tanrıça Hekate’nin, Lagina antik kentinde çok büyük ve önemli bir tapınağının olduğundan bahsetmiştir. Lagina’ya eski Muğlalılar yakın bir isimle ‘’Leyne’’ derlermiş. Bunu da Azra Erhat’ın Hesiodos çevirisinden öğreniyoruz. Bu kısım, kadim Karia’da yaşayan bendenizi çok ilgilendiriyor zira Hekate’nin bu kültüre bağlanma olasılığı yüksek. Bu nedenle gerek Stratonikeia gerekse Lagina kazılarında daha eski dönemlere gitmek gerektiğini düşünüyorum. Hekate’nin önemini keşfeden Osman Hamdi Bey’in, kurucusu olduğu İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne bu tapınaktan taşıdığı parçalar bunu anlatıyor. Stratonikeia ve Lagina kent kazılarının ortak ve eşzamanlı olarak yürütülmesi de son derece isabetli bir karar olmuştur.

Azra Erhat sadece Hesiodos’un ‘’Theogonia’’sını tercüme etmekle kalmamış. Uzunca bir şekilde Yunan tanrılarını, Hitit ve Mezopotamya panteonlarına da bağlayarak (Kumarbi, Ullikummi ve Enuma Eliş efsaneleri ile) Kadim Anadolu ve Mezopotamya kültürlerinin –bu açıdan da-  iyice araştırılmasının gerektiğini ifade ediyor.

Hasan Ali Yücel klasiklerinden ‘’Hesiodos’’ bu yönleriyle emsalsiz bir eserdir. Kitabın girişinde Bülent Ecevit’in bir şiiri de var: ‘’Bizimle dirilecek bir gün/Ege’nin altın çağı/Yanıp yarının ateşinden/Eskinin ocağı.’’ Azra Erhat da kitabın önsözünde, şiire şu cümleyi ilave etmiş: ‘’ Ocak yanıyor, sönmüş değildir ama üstünde kat kat biriken küllerden közleri görmez olmuşuz. Külleri temizlemek gerek.’’

Hazır el atmışken Stratonikeia ve Lagina antik kentleri üzerine insafsızca dökülen Yatağan termik santralinin kanserojen küllerini de temizlememiz lâzım De-yorum.

 

494

Türkiye’de siyasi alışkanlıkların pek değişmediği, merkez sağ ve merkez sol partilerin gerek yöresel gerekse ülke genelindeki oylarının çok az yüzdelerle oynadığı bilinmektedir. Bir Alman akademisyen, Horst Unbehaun’un 1994 yılında doktora tezi olarak hazırladığı ‘’Türkiye Kırsalında Kliyentalizm ve Siyasal Katılım, Datça Örneği: 1923-1992’’ yaşadığım Datça üzerine şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı sosyolojik, siyasi ve antropolojik araştırmadır. Müthiş kayıtsızlığımız ile ancak 2006 yılında Türkçemize kazandırılmıştır!

Kitabı her okuduğumda çarpıcı tespitler ve istatistiklerle karşılaşıyorum. Mesela iki komşu köy, Eski Datça ve Reşadiye mahalleleri şaşırtıcı biçimde, düzenli ve ısrarlı olarak merkez sağ ve merkez sol partileri tercih ediyor. Öyle ki Reşadiye %80-90 bandında CHP ve türevlerini, Datça Mahallesi ise % 70-80 arası Adalet Partisi ve türevlerini tercih etmiş. Demokrat Parti zamanında Reşadiye mahallesinden İskele mahallesine taşınan ilçe merkezi ise bu konuda daha dengeli olmuş. Bu dengeler, 1990 sonrası göç alan Eski Datça mahallesinde ve ilçe merkezi olan İskele mahallesinde biraz değişmiş olsa da en az göçü alan Reşadiye’de günümüzde de aynen duruyor. Anladığımız Reşadiyeliler, ilçe merkezinin ellerinden alınıp taşınmasını asla affetmemişler, bunun sonucu olarak merkez sağ partilere kızgınlıkları devam ediyor. Eski Datça Mahallesi de en büyük rakipleri, eski Ağa mekanı Reşadiye’nin siyasi olarak zayıflamasını sağlayan merkez sağa kendini borçlu hissetmiş.

Unbehaun bütün bu alışkanlıkları ‘’Kliyentalizm-Clientelism’’ olgusu ile açıklayabilmiş. Kliyentalizm kısaca ‘’Cumhuriyet ve demokrasi dışı yönetim biçimlerinde otoriteyi ya da yönetimi planlı olarak ele geçiren himaye sistemi’’ olarak tanımlanıyor. Buradan yola çıkarak Kliyentalizm’in, Datça Yarımadasında, Osmanlı Devleti’nin son dönemine kadar uygulanan ‘’Mültezim ağalık’’ vergi toplama sistemi ile başlayarak, Cumhuriyet sonrasında da yakın zamana kadar siyasi örgütlenme aracı olarak devam ettiğini anlayabiliyoruz.

Kıssadan bize düşen hisse ise bir Alman’ın önce Bamberg Üniversitesi’nde Türkoloji okuması, sonra Türkiye’ye ve ıssız Datça’ya gelerek böyle çaplı bir araştırma yapması sonrasında bunu doktora tezi olarak yayınlaması olmalıdır.

 

495

Büyük İskender’in komutanlarından ve kendinden sonra kurulan dört ayrı devletten en uzun soluklusu olanının kralı Seleukos (İÖ 359-281) oğlu Antiochos’u, karılarından Suriyeli Stratonike ile evlendirmiş ve ‘’Git Anadolu’da bir şehir kur’’ demiş. Böylece Antiochos İÖ 3cü yüzyıl başlarında, üvey annesi ve karısının adına kurmuş Stratonikeia’yı. Hikayeye göre kadına önce o aşık olmuş ama babası evlenince verem olmuş, babası da oğluna kıyamamış, karısını onunla evlendirmiş. Seyyah Strabon, şehrin çok güzel binaları olduğunu ve orada zenginlik içinde yaşanıldığını anlatmış.

Kentin daha eski bir tarihi de olabilir zira komşusu Lagina ve Tanrıça Hekate kutsal alanı Yunan Panteon’u için çok önemlidir. 2500 senelik yerleşimin, Karia ve sonrasında Antik Yunan geçmişi henüz tam olarak araştırılmamış. Ne çare günümüz arkeoloji dünyası, Roma ve Bizans diyor, peygamber demiyor.

 Gelgelelim Stratonikeia Helenistik kenti daha sonra aynı alanda, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini aralıksız yaşamış, yaşatmış. En son Cumhuriyet dönemimde ayakta kalan sit alanı, Eskihisar adı ile Cumhuriyet dönemine katılmış. Yöredeki bir deprem bahane edilerek köylüler biraz öteye sürülmüş, asıl sürülme nedeni olan Yatağan termik santrali ile ıssızlaşmış, nihayetinde arkeolojik kazılarla terk edilmiş. Şimdi köyde direnen birkaç nüfus ve yıkılmadan önce tescil ve restorasyon ümit eden Osmanlı ve ilk Cumhuriyet dönemi evleri duruyor.

İşte bunlardan birini on sene evvel satın almıştım ve o tarihten beri yıkılmadan tescil ettirerek kültür mirasımıza kazandırmaya çalışıyordum. Onlarca yazışma, yıllarca devam eden bürokrasi serüveni sonrasında artık umutsuzluğa kapıldıktan uzun bir süre sonra gelen bir telefon ile evimizin tescil edildiğini öğrendim. Şimdi hikâye yeniden başlayacak; 21.YY Stratonikeia’sı artık antik Gynasium’unda gladyatörler yetiştirmeyecek ama tarihe ve kültüre aşık, gönüllü bekçilere sahip olacak.

 

 496

 Beni kitaplarımın çok satmasından veya fazla insana hitap etmesinden ziyade onların okul ve üniversite kütüphanelerinde yer alması mutlu ediyor ve edecektir. Çağrımı Tekrarla-yorum: uygun gördüğünüz kütüphanelere yönlendirmelerinize binaen kitaplarımı bedelsiz olarak göndereceğim. Naçizane tek bir talebim oluyor, o da gönderdiğim kütüphanelere kayıtlarının yapılmış olduğunun belgesi.

Cenk Sabah Tuzcu, İzle-Yorum


Anahtar Kelimeler

banner45

Yorum Yaz

@name x