Aşk duygusu en çok Doğu'ya yakışır!

Aşk duygusu en çok Doğu'ya yakışır!

11 Haziran 2018 Pazartesi 22:30
Bu haber 1435 kez okundu

Kastamonu'dan kalkıp Yemen'e kadar uzanan öyküde , roman kahramanı Muhammed Hakkı'nın Osmanlı döneminde yaşanan gerçek yaşamı, günümüze kadar uzanıyor ve en çok aşk Doğu'ya yakışır diyen yazar Taha Kurutlu'nun kalemi ile yeniden hayat buluyor. Vadi Yayınları'ndan Mayıs ayında çıkan kitap okuyucularından büyük ilgi görüyor. Yemenimde Aşk Var; genç yazar Taha Kurutlu'nun ikinci kitabı olarak raflardaki yerini alıyor...


Aşk duygusu en çok Doğu'ya yakışır!
banner26


 Yazar/Senarist Vahit Taha Kurutlu’nun ikinci kitabı “Yemen’imde Aşk Var” raflarda yerini aldı. Nisan ayında vizyonda gördüğümüz “Kardeşim İçin Der’a” filminin de senaristlerinden olan Vahit Taha Kurutlu ile yeni kitabı üzerine konuştuk.
İlk kitabınız gibi bu eseriniz de bir tarihi roman. Yemen’e gidip gelemeyen askerlerin hikâyesini anlattığınızı söylüyorsunuz, neden Yemen? Bu fikir nereden çıktı?

-İz bıraktığımız her yer gönül coğrafyamıza dâhildir. Yemen’de buna dâhildir. Uğruna binlerce vatan evladının şehit verdiğimiz ve binlercesinin geri dönemediği Osmanlının en uzak karakoluydu Yemen. O vakitler “Acı Vatan” olarak adlandırılan ve Anadolu sosyolojisinde çok önemli bir yeri olan coğrafya tabii. Yemen ile ilgili acıyı, hüznü ve çaresizliği barındıran onlarca söz dilimize girmiş. Ayrıca edebiyatımızda çok anlatılmamış bir hikâye Yemen. Allah rahmet eylesin geçtiğimiz günlerde vefat eden rahmetli Mehmed Niyazi bu konuda da çok güzel bir eser yazmıştı. Ancak her askerin hikâyesi farklı belki onlarca yüzlerce hikâye var anlatılmamış ve bunu sürdürmek gerekiyor. Tarihi olaylar edebiyatı yapılabildiği ölçüde unutulmaz ve kalıcı olabiliyor zira…

Yemen’imde Aşk Var okuyucuya nasıl bir hikâye anlatıyor?

-Bu aslında hepimizin hikâyesi… Hepimizin dedelerimizden, büyüklerimizden dinlediği Yemen’e dair acı hikâyeler vardır. Mesela yakın bir arkadaşımdan dinlediğim hikâye şuydu; dedesinin babası Yemen’e savaşa gidiyor ve yıllar sonra bin bir zahmetle memleketine geri dönebiliyor. Ancak adam o kadar değişmiş ki kapıyı çaldığında eşi onu tanımıyor. Ya da döndüğünde eşinin kardeşiyle evlendirildiğini görenler oluyor, gerisin geri dönüyorlar. Başta da söylediğim gibi şimdi bize inanılması güç gelen böyle çok acı hikâyeler var. Dolayısıyla Yemen’imde Aşk Var okuyucuya mazisini, ecdadının yarım kalmışlıklarını, vatan hasretlerini ya da türkülerde duyduğu o hüzünde her ne hissediyorsa onu anlatıyor. Vatan dediğimiz kutsalın uğruna nelerin feda edildiğini, anadan yardan nasıl geçildiğini anlatıyor.

Bu kitabın hikâyesi tam olarak nedir, gerçek bir hikâyeden mi yola çıktınız?

-Kitabın enteresan bir hikâyesi var. Öncelikle evet, bu kitap gerçek bir hikâyeden esinlenilerek yazıldı. 2010 yılında Yemen seyahatimde bu kadim ülkeden oldukça etkilenmiştim. Yemen gerçekten de her karışı Mehmetçik tarafından kanla sulanmış bir vatan toprağıydı. Eski doğu masallarını andıran sadeliği ve ışıltılı geceleriyle insanı cezbeden bir yönü vardı bu ülkenin. Eskiler Yemen için “mutlu insanların” ülkesi demişler. Osmanlı tıpkı Ortadoğu’nun diğer yerlerinden olduğu gibi Yemen’den çekildikten sonra da maalesef ülke gün yüzü görememiş. Bunu çok net hissettiğim o seyahatten sonra Yemen’i mutlaka yazmalıyım diye düşünüyordum. Bir gün gazetede okuduğum bir haber bana roman kurgusunu tasarlamam konusunda yardımcı oldu. Haber şuydu; Kastamonu’dan kalkıp Yemen’e isyan bastırmak için yola çıkan Muhammed Hakkı bir daha ülkesine dönememiş ve Osmanlı devleti tarafından öldüğüne dair bir haberle künyesi ailesine gönderilmişti. Fakat sanırım 2011 yılıydı Katar’dan kalkıp Kastamonu’ya gelen bir aile Muhammed Hakkı’nın ailesine “Biz sizin akrabalarınızız” diyordu. İşte meçhul bir asker hikâyesi daha! Bu nasıl olabilirdi? Cevabı elbette kitapta…

Kitabın ismine baktığımızda bunun bir “Aşk” hikâyesi olduğunu söyleyebilir miyiz?

-Bu “sıradanlaştırılmış” bir aşk hikâyesi değil. Ancak elbette içinde sevdayı, hüznü, kavuşamamayı yarım kalmışlıkları barındıran bir hikâye. Zira aşk hepimizin hayatında var olan bir vesile. Kimine mevlayı bulduran kimini Yunus gibi coşturan bir vesile. Ayrıca doğuya en çok yakışan şey aşk… Yüzlerce yıllık divan edebiyatının en yüce duygusu son zamanlarda çok hırpalandı. Ben de bu açıdan ince eleyip sık dokumaya çalıştım ancak “Aşk” kavramının bu kadar ayağa düşürüldüğü bir ortamda buna bir itiraz, bir çıkış yapmak gerekiyordu. Popüler olan aşkların karşısında uzun zaman sonra belki de aşkın gerçek muhtevasını barındıran ve başlığıyla müsemma bir roman oldu bu. İçinde kahraman Türk askerlerinin, Fahrettin Paşa’nın, Kuşçubaşı Eşref’in ve Zenci Musa’nın olduğu kitaptan ucuz bir aşk edebiyatı çıkmayacağı çok açık aslında. Ancak hepsi insandı ve onların da aşkları, sevdaları ve geride bıraktıkları vardı. Hikâyenin sonunda okuyucu kendine bir soru soracak; kendi kendine “Aşk, Ruhsar’ın mı yoksa Zehra’nın mı hakkıydı?” sorusunu soracak olması.
 
Arka kapakta Yavuz Bahadıroğlu ve Diriliş Ertuğrul dizisi yapımcı ve senaristi Mehmet Bozdağ ismini görüyoruz. Hikâyeyi ilk onlara mı okuttunuz?

-Evet, gerek Yavuz Bahadıroğlu hocam ve gerekse Mehmet Bozdağ ağabey hikâyeyi okuyup değerli görüşlerini arka kapakta paylaştılar. Her ikisine de katkıları için çok teşekkür ediyorum.

Kitabın karakterleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Geçen bir röportajda da söylemiştim o dönem deyim yerindeyse bir şampiyonlar ligi… Osmanlının Yemen/Hicaz cephesini anlatıyorsak asla es geçemeyeceğimiz, tarihin altın sayfalarına geçen kahramanlar var. Kitabın bir bölümü Osmanlı Askeri Muhammed Hakkı’nın gözünden Medine Müdafaasını da anlatıyor. Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa’nın Osmanlı’nın hicazdaki makûs talihini kırmak için çırpındığı o günler gözleri yaşartıyor. Keza Kuşçubaşı Eşref, Emir Eri Zenci Musa, Mehmet Akif hatta İngiliz casus Lawrence kitapta adı geçen gerçek karakterler. İsmet İnönü’nün de bir yerde kitapla yolu kesişiyor. Pek bilinmez ama İsmet Bey Kolağası rütbesi ile Yemen’deki isyanları bastırmak için Yemen harekâtına katılmıştır.

Sinema hayatınızda nerede duruyor? Kardeşim İçin Der’a filminin senaristlerinden biri olarak bundan sonra düşündüğünüz yeni sinema projeleri de var mı?

-Sinema veya TV sadece benim değil bütün bir toplumun hayatının merkezinde duruyor aslında. Çünkü sinemanın insan üzerindeki etkisi muazzam... Dünyanın ilk filmi sayılan bir trenin gara girdiği görüntü Paris’te, Lumiere kardeşler tarafından insanlara seyrettirildiğinde insanlar tren kendilerini ezecek hissiyle sağa sola kaçışmışlardı. Bu muazzam etki çok fazla görsele maruz kaldığımız bu çağda bile bence hala devam ediyor. Edebiyat ve sinema birbiriyle yer yer kavuşup ayrılan nehirler gibi. Bu anlamda sinema çalışmalarımız da devam edecek inşallah. Bir gün belki müstakil olarak Zenci Musa’yı yazarız ve çekeriz. Ya nasip…









Yorum Yaz

@name x