İthamlar

İthamlar

İthamlar

Ebru Eğinlioğlu

04 Mart 2014, 17:01
Bu makale 25743 kez okundu

Geçtiğimiz günlerde uzun yıllar önce gördüğümüz öğretmenlerimizle hoş bir kahvaltı buluşması yaşadık.
Dile kolay biz ortaokul öğrencisi idik, onlar genç idealist öğretmenlerdi. Şimdi bizler belki de onları tanıdığımız hallerinden ‘’daha hallice’’ olduğumuz zaman da yeniden karşılaştık.
Tabii ki yaşamın içinde roller sürekli değişiyor kuşkusuz. Küçükler büyüyor, büyükler yaşlanıyor, olgunlaşıyor. Döngü bu şekilde işliyor.
Anılar havalarda uçuşuyor, eski defterler açılıyor, ortak tanıdıklar, ortak anılar masaya yatırılıyor.
Nereden nereye 12 Eylül’ü konuştuk. Ben çocuk olduğum için bir yetişkinin gözü ile göremem o günleri. Ama bir yandan da, onu yaşayan insanların gerçekten, askeri darbe dolayısı ile bir mağduriyetleri oldu mu? Çok merak ederim. Kimi bulsam o döneme ait anılarını anlattırırım.
Yine öyle oldu. Hocam da sağ olsun, kendi gözünden, aklına gelenleri anlattı.
Dedi ki; bir gün bir askeri araç geldi, ben ve benim gibi 1 arkadaşımı daha aldı, bizi bir komutana götürdüler. Sonra o bizi sorguya çekti. Meğerse o komutanın kızı, bizim öğrencimizmiş, dersleri zayıfmış. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden de notu kırıkmış. Nasıl böyle olur bu çocuğun durumu diye, babası bizden hesap soruyor.
Hemen sordum; Hocam komutanın rütbesi ne idi?
Yüzbaşı.
Yüzbaşı biliyorsunuz, askeri hiyerarşide üst rütbeli bir subay rütbesi değil. Ama o dönemde yaratılan algı o kadar farklı ki. Vatandaş, askerden o kadar korkuyor ki, yüzbaşının biri böyle şahsi bir mesele için, bir yanlış yapıp, hocaları ayağına çağırıyor.
Sonra bu saçmalığın faturası 12 Eylül’ e çıkıyor.
Bu çok basit bir örnek, daha bunun gibi neler vardır kim bilir?
Şimdi toplumun genel haline bakıyoruz. Duymaktan, dinlemekten rahatsızlık duyduğumuz, telefon görüşmeleri yolsuzluk haberleri, ‘ithamlar’ havada uçuyor.
Yalanlar, acabalar, şaibeler insanı bunaltıyor.
Hangisine neye inanacağımız, vicdan terazimiz iyice şaşmış durumda.
Emin olduğumuz bir tek şey var ki; o da çok sancılı bir süreçten geçtiğimiz.
İktidar da olan hukumet kuşkusuz iyi işler de yapıyor.
Bana göre tabii, herkese göre farklı görülebilir.
Nedir o iyi şeyler?
Ülkede son 10 yıldır büyük bir yapılaşma, inşaat sektöründe büyük bir gelişme, 3.köprü, Marmaray, Avm’ ler, çocuklar için Akvaryumlar, Disneyland benzeri oyun parkları var. Bütün bunlar güzel projeler. Mesela ben Taksim’ e yapılan genişleme ve meydan projesini de çok başarılı buluyorum. Bunun gibi özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirler için güzel çalışmalar yapıldı. İnkar etmiyorum, onların hakkını teslim etmek lazım. Yetmez ama Evet.
Sağlık sektörüne baktığımızda, orada da hakikaten genel anlamda güzel çalışmalar var. Yeni açılan devlet hastaneleri, özel hastanelerin acil servislerine parası olmayan insanların da para ödemeden gidebilmesi gibi.
Veya aslında özel bir örnek ama çok da alışık olmadığım bir şey olduğu için paylaşacağım; Elektrik idaresine gidip de elektriğinizi açtırmak istediğinizde, bunun toplam 10 dakika içinde olması, vezneye, şuraya, buraya koşturmadan, aynı başvurduğunuz memur ile işinizi görebiliyor olmanız büyük kolaylık.
Bütün bu kendimce güzel gördüğüm şeyleri yazmaz isem, kendime ters düşerim.
Muhalif olmama rağmen ‘aka kara’ diyemem.
Ama ben Başbakan olsam; toplumun içinde bu kadar huzursuzluğa neden olduğum için oturup, neleri yanlış yapıyorum diye bir düşünürüm. Daha çok kısıtlamaya, yasağa, baskıya değil, daha çok serbestliğe çalışırım.
Siz eğer kendi deyiminiz ile abdestinize güveniyorsanız, her şeyi serbest bırakın, şeffaflığa ve özgürlüğe önem verin. Hapiste yıllardır tutuklu bulunan generalleri, gazetecileri, itibarlarını da geri iade ederek serbest bırakın. Demokrasiniz sadece, kendiniz gibi olanlara işlemesin. Herkese eşit uzaklıkta durun. Paralarını ayakkabı kutularında saklayanlar nasıl kısa sürede salıveriliyorsa, ötekilere de kendilerini aklama imkanı tanıyın.
Türban vs sizin için özgürlük olabilir ama türbanlı olmayan kadınların haklarını da düşünün. Kürtaj gibi kadının ve ailesinin kendi iradesi içinde olan alanlara müdahele etmeyin. Çocuğun 3üne 5ine karışmayın. Onları geleceğin, yandaş seçmenleri olarak görmeyin. İnsanlara; sosyal paylaşım sitelerindeki sözleri üzerinden, bu darbeyi savundu, suçlu içeri tıkalım gibi yaptırımlarda bulunmayın. Daha çok düşüncenin, ifadenin, davranışın serbestliğinin garantörü olun.
İnsanları bu dindar bu dinsiz diye etiketleyip, fişleyip ikiye bölmeyin.
İnanç özgürlüğü bütün dünyada kazanılmış bir insan hakkıdır. Bunun üzerinden siyaset, hesap, kitap yapmayın.
Eğer bu kadar sağlam ve özgüvenli olursanız, isteyen istediğini konuşsun, paralel, yatay işte o zaman vız gelir tırıs gider. O zaman her gün yeniden çıkan tapelerin biri gider biri gelir, hiç de bir şey olmaz.
Ama dediğim gibi eğer abdestinizden eminseniz tabii…
 

Yorum Yaz

@name x