Haluk Kurosman’la sımsıcak bir sohbet…

Haluk Kurosman’la sımsıcak bir sohbet…

Haluk Kurosman’la sımsıcak bir sohbet…

18 Nisan 2014, 16:53
Bu röportaj 4209 kez okundu

Müzik dünyasında imzası olan her şarkı ses getiren bir Haluk Kurosman’la sımsıcak bir sohbet…

Müziğe nasıl başladınız?
Müziğe çok küçük yaşlarda eğilimim varmış. Bir gün evdeki piyanonun başına oturup bir şeyler çalmaya başlamışım. O günden sonra evdeki piyanoyu satmışlar bu çocuk sadece müziğe yönelecek diye. Tabi ki,  sizi mutlu eden ve yeteneğiniz olan bir şey varsa ondan kopmanız çok zordur. 15 yaşımda gitar çalmaya başladım. Çocukluğumda başladığım müzik yolculuğuma hiç ara vermeden devam ettim. Üniversite yıllarında kurduğumuz bir grup vardı, grubun şarkı yazarlarındandım, aynı zamanda solistiydim. Müzik yapmak üretmek hayatımın tüm dönemlerinde vardı.Alman Lisesini bitirdikten sonra Marmara Üniversitesinde Almanca İşletme okudum.Üniversiteyi bitirdikten sonra illa müzikle ilgili bir şeyler yapma isteğim beni, Kanada’da Ontario Institute of Audio Recording Technology’de Müzik Prodüksiyonu üzerine eğitim görmeye itti.
Siz söylemiyorsunuz ama bu okuldaki başarınızdan sizin adınıza halen  "Kurosman Ödülü" diye bir ödül verildiğini biliyoruz. Peki bu nasıl oldu?
Kanada’ya gittiğimde tek amacım orada iyi bir eğitim alıp bunları ülkemde uygulamaktı. Çok özen gösterdim, çalıştım dolayısıyla notlarım da yüksek geldi. Ülkelerinde bir yabancı öğrencinin bu kadar başarılı olması üniversite yönetimini etkilemiş olacak ki, adıma böyle bir ödül verdiler. Ödül halen "Kurosman Award" adı altında her yılın en başarılı öğrencisine veriilyor.



Hiç Kanada’da kalmayı düşünmediniz mi?
Hayır hiç düşünmedim. Ben yurtdışına giderken de tek amacım, orada öğreneceklerim ve bana katkı sağlayacak bilgileri dönüp yurdumda uygulamak ve Türkiye’de müzik yapmaktı. Hatta okuldaki hocalarımdan biri birlikte Amerika’ya gitmemizi ve orada çalışmamızı teklif etti ama benim Türkiye sevdam ağır bastı. Okul biter bitmez Türkiye’ye geldim.

Sıkılıp pes ettiğiniz olmadı mı?
Pes etmeyi hiç düşünmedim çünkü müziği çok seviyorum ve kararlı bir yanım var. Müzik benim için yaşam tarzı. Kanada’dan Türkiye’ye döndüğümde 1999 yılıydı. Oldukça zor günler geçirdim diyebilirim idealimdeki işi hakkıyla yapabilmek için. Ve aslında bu işten para kazanmaya başlamam 6 yılımı aldı. Oldukça zor zamanlardı. Ancak pes etmedim.
Perdenin arkasındaki adam olmaktan sıkıldığınız oluyor mu? Albüm projeniz var mı?
Perdenin arkasındaki adam olmayı ve üretmeyi seviyorum. Bu yüzden sahne önüne geçmeyi düşünmüyorum. Ben müzik yapmaktan , üretmekten keyif alıyorum. Üniversite yıllarında kurduğumuz grupta solistlik yaptım ve sahne önünde olmanın ne demek olduğunu iyi biliyorum. Albüm projesine gelince 2007-2008 dönemlerinde böyle bir proje söz konusuydu. İşlerin yoğunluğundan fırsat olmadı. Şu an böyle bir plan yok ama ilerde sadece kendi zevkim için neden olmasın.



Arabesk rock sentezine olan olumsuz yaklaşımların nedeni sizce ne olabilir?
Ben Türk müziğini seviyorum. Ahmet Kaya, Sezen Aksu, Onno Tunç şarkıları beni çok etkilemiştir. Bugüne kadar yerli yabancı neler dinlediysem, edebiyat veya müzik anlamında nelerden beslendiysem ürettiklerim de elbette hepsinin bir birleşimi oluyor. Hiç bir zaman "bu böyle tutar, böyle yapalım" diyerek iş yapmıyorum. Beğendiğimi, sevdiğimi yapmaya çalışıyorrum. Bugüne kadar beğenildi içimden gelenler. Umarım böyle de devam eder. Bu arada bana göre “ Arabesk Rock değil Hüzünlü Rock” sözü daha uygun.

Ah nerede o eski şarkılar diyoruz hepimiz. Sizce bu eksikliği hissettiren ne?
Hepimiz gibi ben de zaman zaman bunu düşünüyorum. Özellikle söz yazarlığı konusunda oldukça kısır bir dönem yaşıyoruz. Yazılan şarkıların çok azı gerçekten etkileyici sözlere sahip. Zaten o şarkılar da hakettikleri yeri buluyorlar, hemen fark ediliyorlar halk tarafından. Bence yazılamamasındaki en önemli etken kitap okuma eksikliği. Kitap okuma alışkanlığımızı kaybetmemiz bu şarkı yazımına da yansıyor diye düşünüyorum.
Sizle çalışmak zor mudur? İlk tanıştıklarına karşı duvarları olan bir müzisyen misiniz yoksa tam tersi mi?
Zor mu bilmiyorum, bunu benimle çalışan arkadaşlara sormak lazım. İçime sinmeyen bir şarkıda ya da projede yer almam söz konusu değil önce parçayı beğenmem gerekir. Son sözü de ben söylemek isterim. Tabi çalıştığım müzisyen arkadaşların fikirlerinin hepsini dinlemek isterim ama hepsini kendi süzgecimden geçirip ama parçayla ilgili son sözü ben söylerim.

Yaptığınız işlere baktığınca hala dinlemeye doyamadığınız şarkınız hangisi?
Aslında böyle bir seçim yapmak zor ama Emre Aydın’ın Afilli Yalnızlık, Gripin M.S. 05.03.2010 ve Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar ve Manga Şehri Hüzün en iyi albümler sanırım bugüne kadar yaptıklarım arasında.
Bir nevi kendi hikayemi anlattığım şarkılar elbette daha özeller benim için:  gripin’den Beş ve Bir Cevabım var mı, Kolpa’dan Yatağın Soğuk Tarafı, Nasıl Öğrendin Unutmayı, Beni Aşka İnandır, Ne sevmeyi bildik ne sevilmeyi, Ferhat Göçer’den Nasıl da değişiyor rengi 

Son dönemlerde Türk müziğinde sizi heyecanlandıran isimler kimler?
Kesinlikle Yüzyüzeyken Konuşuruz diyebilirim. Söz samimiyeti oldukça etkileyici. Son yıl içinde kendi yaptıklarım dışında en çok Yüzyüzeyken Konuşuruz, Oğuzhan Uğur ve Model dinlemişimdir herhalde. 

Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
Huzurlu ve sağlıklı günler dilerim hepsine. www.halukkurosman.com adresinden bugün ve geçmişte yaptığım şarkı ve albümleri ve benimle ilgili her türlü gelişmeyi takip edebilirler.





Röp: Didem Yılmaz

Yorum Yaz

@name x