DATÇA'DAN DÜNYAYA

DATÇA'DAN DÜNYAYA

DATÇA'DAN DÜNYAYA

Hikmet Sait

30 Mart 2019, 15:05
Bu röportaj 2310 kez okundu


 
“Bir Ege kasabasına yerleşsem, sevdiğim işi yapsam” hayali kuruyorsanız, bu röportaj size göre. Datça’ya yerleşen ve orada sevdiği işi başlatan iki kişi konuğumuz. Oda Sanat’ın kurucusu Özgül Tuzcu ve yöneticisi Ezgi Kurt.


 
Oda Sanat’ın hikâyesini dostlarımızdan duymuştuk ama sizden dinlemek istiyoruz. Çoğumuzun hayalini süsleyen bir iş yapıyorsunuz.
Ö. Tuzcu - Evet, çok duyuyoruz bunu Oda Sanat’a gelenlerden. İki nedenle söylüyorlar, Datça’da yaşadığımız için ve yaptığımız işten dolayı. Biz de kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Tabii kendimizi çok mutlu hissediyoruz anlamında söylüyoruz bunu. Yoksa şansla ilgili hiç bir yönü yok. Hepsi tercih. Hem Datça’ya yerleşmek, hem de böyle bir iş yapıyor olmak. Biz ailece erken emeklilik çağı denebilecek bir yaşta bu kararı verdik ama Ezgi gerçekten cesur bir karar verdi.
E. Kurt - Evet başta çok şaşırttım herkesi 26 yaşında Datça’ya yerleşerek ama şimdi benim yaptığımı yapmak isteyen çok arkadaşım var. Düzenli gelir elde edebileceklerini bilseler hiç durmayacaklar hatta.
 
Neden Datça?
Ö. Tuzcu – Bizim için en yaşanası yer de ondan. Doğası harika. İnsanı güzel. Aşırı kalabalık değil, yazın birkaç ayını saymazsak sakin. Havası çok temiz. Denizi eşsiz. Say say bitmez ama zorlukları da yok değil.
 
Nasıl zorluklar?
Ö. Tuzcu - Uzaklık, yol falan demeyeceğim. Bizim bu konuda hiçbir şikâyetimiz yok, hatta yolların çok kötü olduğu 80’li yıllarda Datça turizm açısından altın devrini yaşamış. Biz görmedik ama çok dinledik yerlilerden. Zorluklar buraya yerleştikten sonra. Şehirden kaçayım, bir kafe açarım, doğal ürünler yapıp satarım hayalleriyle gelenlerin zorlanacağı bir yer Datça. Hevesleri kısa zamanda sönebilir. Datça en aza indirgenmiş beklentilerle ya da çok sağlam bir planla gelmeniz gereken bir yer. Maaşlı iş bulma şansı çok çok az. Zaten buraya gelmeyi hayal edenlerin öyle bir düşünceleri de olmuyor pek, ama yeni bir işi tutundurmak da kolay değil.
E. Kurt – Gençler için başka zorlukları da var. Sosyal hayat şehirden çok farklı. Alıştıkları hareketli hayat yok tabii. İnsanı meşgul eden bir işi olması gerek mutlaka, ama o işin de riskleriyle insanı strese sokan bir iş olmaması lazım. Yeni iş kurup tutundurmaya çalışırken şehirde yaşayanlardan fazla stres yaşayan arkadaşlarım oldu maalesef. Ben kurulu bir düzene geldiğim için bu stresi yaşamadan çok kolay geçiş yaptım. Bu açıdan şanslıyım.
 
Siz Oda Sanat’ı nasıl bir düşünceyle kurdunuz? Planlamış mıydınız?
Ö. Tuzcu – Tam tersi, hiç düşünmemiştim. Böyle bir plan da yapmamıştım. Her şey ben burada çok güzel çalışırım diye kurduğum bir atölye ile başladı. Adım adım gelişti. İşe başladıktan sonra anladım ki önceki yıllarda edindiğim deneyimler ve iş disiplini çok önemli. Bugünlere ulaşmamız disiplin ve önceki mesleklerimizin kazandırdığı vizyonlarımız sayesinde. Bir de insan ne iş yaparsa yapsın mesleğine saygı duyuyorsa o mesleğin ilkelerine uymak zorunda. Biz de bunu yapıyoruz. Sabah erkenden işe başlamak, müşterilerinizi tertemiz bir ortamda karşılamak çok önemli bizim için. Yalnız ürün değil, bir hizmet sunuyoruz aynı zamanda. Kaliteden asla ödün vermemek, sıradanlığa teslim olmamak çok önemli, markamızın farkını oluşturan değerler bunlar. İşimizi ve hayatı anlamlı kılan idealler ve tabii ki uğruna çok çalışıyorsunuz. Günlük mesai saatimiz yok. Her ne yaparsak yapalım aklımızın bir yerinde işle ilgili düşünceler, planlar gelişiyor. Doğrusu ve güzeli de bu. İnsanın sevdiği işi yapması kolay değil, hatta daha çok çalışıyor ve yoruluyorsunuz belki de ama bu yorgunluğa değiyor, yaptığınız işin keyfine varıyorsunuz.
E. Kurt – Ben kuruluş aşamasında yoktum tabii, hatta o dönemde eğitim için yurtdışındaydım. Tatile geldiğimde görmüştüm ilk kez Oda Sanat’ı. İnsana neşe veren, çok pozitif bir ortam, farklı, yaratıcı. Çok hoşuma gitmişti.


 
Ne zaman kuruldu Oda Sanat?
Ö. Tuzcu - Bu yıl 10. Yılımız. Zaten biz de yerleşeli 11 yıl oluyor. İnsan zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark edemiyor ama bu işte hiç anlayamıyor. Her gün yeni bir konu, yeni bir heyecan, yeni bir fikir, yeni bir ürün, yeni bir dostluk.
E. Kurt - İşin en güzel tarafı da bu galiba. Biz burada çok dost edindik. Türkiye’nin hatta dünyanın her yanından. Datça aşırı turistik bir kasaba değil ama gelen turist farklı, kültürlü. Zengin doğası için burayı tercih eden bilinçli bir kitle. Her yıl teknesiyle gelen ve önce bizi ziyaret edenler var. Çok mutlu edici tabii.
 
Oda Sanat’ın konsepti size mi ait?
Ö. Tuzcu - Evet, tümüyle. “ Hayat sanattır”, felsefemiz bu, hayata bakışımız, farkımız. Bu nedenle hem ismimizin hem kurumsal kimliğimizin parçası. Oda Sanat’ta sunulan her ürün bu anlayışı yansıtmak zorunda, çizgisiyle, tasarımıyla, doğallığıyla. İster bir giysi, ister bir takı ya da minik bir hediyelik olsun. O bizim için estetiğiyle hayata değer katan bir ürün. Sürekli yeni fikirler, yeni ürünler böyle gelişiyor.
E. Kurt - Müşterimiz için de çok değerli bu. Biz tüketim odaklı bir kitleye seslenmiyoruz. Tam tersine aslında tüketime doymuş, bir şey satın alacaksa bunun satın almaya değer olup olmadığına bilinçli karar veren bir kitlemiz var. Ürünlerimizi güzel, farklı, satın almaya değer buldukları için geliyorlar.
 
Oda Sanat’ın başka şubesi yok değil mi?
Ö. Tuzcu – Yıllardır bizi yeni ziyaret eden müşterilerimizden de gelen bir soru bu. İstanbul’da yeriniz var mı? Bodrum’da, Alaçatı’da yeriniz var mı? Yabancı müşterilerimizden gelen yorumlar da çok motive edici oluyor. Oda Sanat’ın New York’ta, Londra’da olsa ne kadar ilgi çekeceğini anlatıyorlar.
E. Kurt - Şimdiye dek Datça’ya özgü bir marka olduk ama internet ve sosyal medya bizi Datça sınırlarının dışına çıkardı. Yerel bir marka için tüm Türkiye’den önemli sayıda sadık bir müşteri kitlemiz var. Sitemizden online alışveriş yapabiliyorlar. Sosyal medya hesaplarımız sayesinde günü gününe bizi takip edebiliyorlar. Bizi Datça’dan tanıyan ve her yaz gelen sadık müşteri kitlemizle de bağımız yaz sezonu sonrasında devam ediyor.
Ö. Tuzcu - Tabii hem benim, hem de Ezgi’nin reklam ve iletişim sektörü deneyimimizin bunda payı var. Yılların deneyimi aslında bizim en önemli sermayemiz oldu. Reklam, pazarlama, sosyal medya, fotoğraf çekimi, tasarım için dışarıdan destek almadık. Mesleki birikimlerimiz şimdiye dek yeterli oldu ama gereken konularda profesyonel hizmet almaktan hiç kaçınmıyoruz.
E. Kurt - Yine de bunların ötesinde müşterilerimizle kurduğumuz yakın bağ çok daha önemli. Oda Sanat markasını seviyorlar. Çoğu insan Datça’ya bizi duymuş olarak geliyor. Hatta yalnız bize uğramak için yolunu, rotasını değiştirenler var. Bizim için en mutlu edici başarı bu tabii ki.
 
Bundan sonrası için hedefleriniz neler?
Ö. Tuzcu – Öncelikle yaptığımız işi kalitesini yükselterek devam ettirmek. Ürün skalamız genişliyor, hem kendi tasarımlarımız, hem birlikte çalıştığımız tasarımcılar. Yurtdışından ilgi ve talep olması bizi çok mutlu ediyor. Birçok ülkeye kendi tasarımımız ürünleri gönderiyoruz, Amerika, Kanada, İngiltere, Belçika, Yunanistan, Japonya. Çok yakında yurtdışına online satışı başlatacağız, hazırlıklarımız tamamlanmak üzere. Bu bize daha fazla Türk tasarımcının ürünlerini sunma şansı verecek.
E. Kurt - Genç ve başarılı tasarımcılarımızın sayısı çok fazla. Onların da yurtdışına açılmalarına olanak sağlamayı hedefliyoruz. Bununla ilgili uzun vadeli planlarımız da var. Uygulamaya geçtiğinde geniş çaplı bir duyurusunu da yapacağız. Sizin yayınlarınızdan çok faydalandığımızı belirtmemiz lazım burada. Yurtdışına açılmak isteyen markalar için çok önemli bilgiler, deneyimler paylaşıyorsunuz.
 
Benzer girişim planları olanlara neler söylemek istersiniz?
Ö. Tuzcu - İşe başlarken onları çok heyecanlandıran hayalleri olması çok önemli ama bunu tamamlayan ayakları yere basan uzun vadeli bir planları mutlaka olmalı. İşin her adımı büyük bir maddi sorumluluk da getiriyor. İşe başlarken düşünülmeyen kalemler bunlar ve maalesef başarısız her girişimin geri planında bu düşünülmemiş maliyetler var. Özellikle bu dönemde daha da önemli.
E. Kurt - Ben de sağlam zeminde ilerlemelerini öneririm. Başarısız bir girişim, maddi kayıplardan öte başarısızlık duygusu, manevi olarak da insanları sarsıyor. Hayal edersen başarırsın, günde şu kadar müşteri gelse bu kadar satış yaparım gibi düşüncelerin gerçek hayatta çok karşılığı yok. Somut verilerle hareket etmeyi ve profesyonel hizmet almayı öneririm ben. Yoksa herkese en doğru düşünce kendi düşüncesi gibi geliyor biliyorsunuz. Hata yapmadan önce onları uyaracak kişilere ihtiyaçları var, yakın dostlar bu konuda pek başarılı değiller. Genelde sizi desteklemek, yüreklendirmek isterler. Bu da sizi daha kolay yanlışa sürükler.


 
Son olarak Datça’ya yerleşmek isteyenlere ne söylemek istersiniz?
Ö. Tuzcu - Gelsinler ama buraya şehrin ruhunu ve hayatını getirmesinler. Datça’nın ruhunu benimsesinler. Zaten o yüzden buraya gelmeyi istiyorlar, değil mi?
Bize en çok sorulan soru “ Kışın burada canınız sıkılmıyor mu?”. Aslında sonbahar, kış ve bahar Datça’nın en güzel mevsimleri. Kendinizi oyalayacak yoğunlaştığınız hobileriniz veya güzel bir işiniz varsa Datça’da hiç canınız sıkılmaz. Burada hayatın gerçek ritmini yakalayabilirsiniz. Siz metroda, metrobüste, trafikte işe gitmeye çalışırken biz kumsalda yürüyerek işimize gidiyoruz. Daha ne olsun!
E. Kurt - Sahil kasabasını Şirinler kasabası sanmamalı insan. Ben her zaman pozitif yanları kadar negatif yanlarını da anlatmaya çalışıyorum. Yerleşmeden önce özellikle kış aylarında gelip gidip denemeler yapmalılar. Bir de mental olarak hazır olmalılar. Aslında mutluluk gittikleri yerde değil, kafalarının içinde. Datça sadece mutlu olmak için daha uygun bir ortam sunuyor. Şehir yaşantısına alışmış insanlar için buranın da zorlukları var. Yine de karşılaştırdığımda Datça'daki hayat şehirdeki hayatın önüne geçiyor. Çünkü vaktiniz var. Vaktinizi sağlıklı şekilde geçirebiliyorsunuz. Koşturmuyorsunuz. Günlük hayatta karşılaştığınız stres unsurları neredeyse yok diyebilirim. Biz mesela ufak bir grup genciz burada. Sayımız az olsa da birlikte geçirdiğimiz vakit daha kaliteli ve keyifli. Birbirimize daha çok vakit ayırabiliyoruz. Herkes kendi işine odaklanıyor ve en önemlisi birbirini destekliyor. Sayımız artsa hiç fena olmaz. :)
 
Dileyenler size nasıl ulaşabilir?
Ö. Tuzcu – Bence Datça’ya gelsinler, en zevklisi bu olur bizim için de onlar için de. Tatil de yapmış olurlar.
E. Kurt - Şaka bir yana her şekilde tabii ki. Mesajlarını, görüşlerini bekleriz.
www.odasanat.com web sitemizden
info@odasanat.com mail adresinden

Yorum Yaz

@name x