‘’Bütün umudum kendimdedir.’’ Terentius

‘’Bütün umudum kendimdedir.’’ Terentius

‘’Bütün umudum kendimdedir.’’ Terentius

Cenk Sabah Tuzcu, İzle-Yorum

02 Kasım 2018, 11:03
Bu makale 2615 kez okundu

  

 CDXXVIII

 ''Bütün umudum kendimdedir’’ diyen Terentius (MÖ 2YY) ile ‘’Kimse kendi içine inmeye çalışmaz, herkes kendinden ötesine gitmek sevdasındadır’’ diyen Persius (MS 1YY)’u alt alta eklemiş ve kendini şöyle ifade etmiş üstat Montaigne: ‘’Bense kendi içimde yuvarlanıp gidiyorum.’’

İzle-yorum serüveni de tam bu üçlemenin sacayağına oturuyor.

  

 CDXXIX

 Datça-Bodrum arası feribot çok pahalı, taşıtlar için Gökova körfezini dolaşma maliyeti alınıyor ki çok saçma. Yolcular ise bu kısa yolda aldıkları hizmetle kıyaslandığında aşırı ücret ödüyorlar. Balıkçı teknelerinden bozma ve feribot adı verilen amorf gemiler, yolcular için asgari konfordan (tuvalet, koltuk, yeme-içme servisi, kapalı alanlara klima gibi )yoksun. Üstelik yolcu ve taşıt sayısının düştüğü kış dönemlerinde sefer sayısı iyice azalıyor. Öncelikle bu gibi kısa mesafelerde yaklaşık iki saatlik süre yolcular için uzundur, bu mesafeyi rahatlıkla 50-60 dakikada alabilecek tekneler çalıştırılabilir. Son olarak bu servisi sağlayan işletmelere, kış sezonunda her gün iki yöne de mutlaka sefer düzenlemek şartıyla lisans verilmelidir.

 

 CDXXX

 ABD filmlerine yönetmen veya baş aktör olmak istemem. Yine de mutlaka rol almak istediğim bazı sahneler var; gerekirse para bile veririm şu birkaç saniyelik roller için:

1  1)   Polisiye filmlerin sonunda yakalanan esas suçluya ''Götürün şunu’’ diyen ve o ana kadar hiç gözükmeyen, ajan, polis müdürü veya FBI görevlisi olmak.

2  2)    Dünyanın sonunu getirecek bir felaketin, son birkaç saniyede halledilmesinin izlendiği Nasa, CİA merkezi, ABD başkanlık konutu gibi yerlerde ''Yesssss’’ diye bağıran güruhtan biri olmak.

3  3)   Kovboy filmlerinde sadece o özel sahnede gözüken ve vurulduktan sonra kasabadaki otelin balkonundan (çatısından değil) düşen kötü adam olmak; düşerken balkon tahta korkuluklarının kırılması, önce alttaki verandaya sonra yolda bulunan bir at arabasının tentesine - elimdeki tüfekle- düşmek şartıyla.

 

  CDXXXI

  CHP idaresindeki İş Bankası hisseleri konusunda fikirlerimi –ki bunlar bankacılığa başladığım ve konuya mesleki olarak yakın olduğum 1986 yılından beri değişmemiştir- gündemin de bu olması vesilesiyle tekrar etmemde bir beis görmüyorum. İş Bankalı olmasam da yabancı bankacı ve yatırımcılarla Türk bankacılık sistemi üzerine konuşurken en fazla zorlandığım konu buydu. Borsada kote edilen bir özel bankanın % 30 gibi önemli orandaki hisselerinin, hisse geliri ayrı bir tartışma konusu olmak kaydıyla, bir siyasi parti tarafından yönetilmesini ve bu şekilde bankanın yönetim kurulunda temsil edilmesini ne kadar iyi anlatsanız da serbest piyasa ekonomisini kabul etmiş ülkelerde bu mantığı algılamak çok zor oluyor.

Öncelikli fikrim, Atatürk’ün vasiyetine saygı duyulması ve hisse gelirlerinin tartışmasız biçimde TDK ve TTK’na gönderilmeye devam etmesi yönündedir. Bu meyanda, kendilerini Atatürkçü sanan 12 Eylül darbecilerinin, Atatürk’ün kurduğu bu kurumların yapılarını değiştirmesi ve adeta kapılarına kilit vurması unutulmayacak bir ayıptır. Bu iki kurumun günümüzde, Atatürk’ün kurduğu ilkeler çerçevesinde çalışıp çalışmadığı ise ayrı bir tartışma konusudur.

Lakin hisselerin CHP’nin elinden ve yönetiminden çıkarıldıktan sonra Hazine’ye devredilmesine de karşıyım. Sonuçta hazine her zaman siyasi otorite tarafından yönetilmektedir ve bir bankanın şekilsel olarak hazinenin idaresine geçmesi, politik olarak da hükümetlere bağlanması ayrı bir serbest ekonomi çıkmazıdır. Bunu da uluslararası finans dünyasına anlatamazsınız.

CHP açısından, bu yönetim kurulu üyeliklerinin bir siyasi ayrıcalık olarak (yönetim kuruluna atananlara huzur hakkı ve siyasi avantacılık şeklinde) görüldüğü aşikârdır. Bunu TDK ve TTK’nun bugünkü durumuna hiçbir şekilde muhalefet yapmayan partinin, yönetim kurulu koltukları için feveran etmesinden kolayca anlayabiliriz. Seçim kaybeden, aday olamayan, parti yönetiminde görev almayan bazı siyasetçiler, adeta bir sus payı olarak bankaya ve daha sonra bankanın iştiraklerine yönetim kurulu üyesi sıfatıyla bizzat parti tarafından atanabilmektedir. Mesela parti başkanı olarak son derece yetersiz ve başarısız bulduğum şimdiki CHP başkanının bir zamanlar bankanın yönetim kurulu üyesi olduğunu bilmek beni çok üzüyor. Atatürk’ün manevi kişiliğine esas bu şekilde zarar verildiğine inanıyorum.

Peki o halde Atatürk’ün manevi mirasını zedelemeden çözüm ne olabilir? Tekrar etmekte yarar görüyorum;  hisselerin gelirleri TDK ve TTK adına kaydedilmeye devam edilmelidir. Buradaki esas konu bu iki önemli kurumun Atatürk’ün belirttiği kuruluş amaçlarına ve hedeflerine uygun çalıştığının kontrolüdür. Bu kurumların yapıları ve çalışma sistemleri derhal kuruluş ayarlarına döndürülmelidir.

Hisseler için çözüm daha basittir; Atatürk mademki vatanı Türk gençliğine emanet etmiştir o halde hisseleri de onlara verelim diyorum. CHP hisseleri bedelsiz devretsin, İş Bankası bu hisseleri isme yazılı çıkarsın, on altı yaşına gelen gençlerimiz sınırlı sayıda olmak üzere satın alsınlar. Hisse sahipleri, yirmi yaşını bitirince hisseler yeniden satılsın, aileler ekonomik olarak buna destek olsun, gerekirse banka hisse senedi teminatı karşılığı kredi versin. Bu prestijli Atatürk hisselerinin sahipleri gençler, bir temsilci heyeti ile TDK ve TTK’nu denetlesin. Hukuki, bürokratik, ticari, ekonomik ve sosyal düzenlemeleri yapmak zor olur demeyin, bunu halkın büyük bölümü ve bu şekilde olursa CHP’nin mantıklı partilileri de isteyecektir.

Atatürkçülük sadece kırmızı değil tüm renklerde aşılmaz çizgimdir. Tek bir taviz vermem. Bu yüzden Atatürk’ün yaşasaydı ilk iş olarak hepsini partiden atacağı bazı beceriksizlerin bu yetkiyi bir avanta gibi kullanmalarına itiraz Edi-yorum.

Yorum Yaz

@name x