Arnavutköy’de hazan mevsimi.

Arnavutköy’de hazan mevsimi.

Arnavutköy’de hazan mevsimi.

Cenk Sabah Tuzcu,İzle-Yorum

10 Ekim 2017, 08:56
Bu makale 3560 kez okundu

Balıkçı Spiro öldü. Arnavutköy’ün çok sevilen kuyumcusu ve sonraları balıkçısı, Arnavutköy’e hasret, semtimiz de ona hasret şekilde ayrıldılar. Aslında o seneler evvel Atina’ya yerleşmişti çünkü doğduğu ve büyüdüğü yerde ne bir akrabası ne de bir arkadaşı kalmıştı. Dünyada hem kuyumcu hem de balıkçı olan kaç kişi vardır acaba? Aslında kuyumculuğunu unutmuştum, Yorgo Atina’dan ölüm haberini verirken yazmasaydı aklıma gelmezdi.

Arnavutköy’de hazan mevsimi benim için sadece kabuğuyla yediğim kavak inciri değildi. Aynı zamanda izmarit balığı avının da en keyifli olduğu dönemdi ve sabah erkenden oltalarımla soluğu Spiro amcanın Beyazgül caddesinin girişindeki ilk sol sokakta bulunan balıkçı dükkanında alırdım. Büyük çavalyelerin başına oturmuş elemanları harıl harıl midye ayıklarken birkaç tane tırtıklardım, eğer palamut temizlemişse benim için ayırdığı ciğerlerini de torbayla verir ve ‘’ iskorpit yakalarsan benimdir’’ diye eklemeyi unutmazdı.

İstanbul’un köklü semtlerinin ruhları da can veriyor bu şekilde. Arnavutköy’de, mükemmel kültür mozaiğinin semtinde nasıl mutlu bir hayat yaşadığımızı çok değil birkaç nesil sonra sadece tarih veya anı kitaplarında okuyacak çocuklarımız. Bireylerin, binaların, sokakların tek başlarına çok şey ifade etmeyen bütünlükleridir semtlerin ruhu, yaşanmışlıklardır. Biz son tanıklar olarak yazmaktan kaçınmayalım ki birliktelikleri devam edenlere örnek olabilelim.

Sonbahar kelimesini beğenmiyorum, ilkbahar ile kontrast oluştursun diye fazlaca zorlama veya uydurulmuş gibi duruyor. Ortabahar da yok ayrıca. Halbuki güz veya benim çok sevdiğim hazan kelimesi daha iyi ifade ediyor bu mevsimi. Diğer taraftan bahar kelimesi de yeterli ilkbaharı anlatmak için. Hazan, hüzün kelimesini çağrıştırıyor, ilki Farsça diğeri Arapça kökenli olarak Osmanlıcaya dahil olmuşlardır, yollarına devam etsinler umutlu cümlelerde. Benim hafızamda kalan tüm mevsimler gibi hazan da Arnavutköy’dür.

Evliya Çelebi’nin 17yy da yazdığı şekliyle ‘’Lebi deryada bin kadar bağlı bahçeli evleri’’ ve ‘’Peksimeti, ekmeği beyaz’’ olan; Cabir Vada’nın ‘’Boğaziçi nakil vasıtaları’’ kitabında anlattığı gibi 18yy da tüm taşımanın ‘’Pazar kayıkları’’ ile yapıldığı Arnavutköy. Kazıklı yolu sineye çekmiştir ama tüm gücüyle üçüncü köprüye direnip kazanmıştır, o derece kuvvetlidir genlerinde taşıdığı semt ruhu.

Memlekette bu kadar siyasi, toplumsal ve yaşamsal güncel sorun varken bu konularda yazdığım için tenkitler alsam da yola devam edeceğim çünkü okumayı, araştırmayı, bilgilenmeyi tartışmadan şu an gündemde olan dertlerimize çözüm bulmamız imkânsız gözüküyor. Niteliksiz çözümlerin hiçbiri bir yanlışı başka bir yanlışla düzeltmekten öteye gidemiyor.

Fransız edebiyatçı Anna de Noailles (1876-1933) daha on bir yaşında küçük bir kızken annesi ile İstanbul’a gemi seyahati yaparlar. Çok yıllar sonra Boğaziçi ve muhtemelen bizim köyümüzde gördükleri üzerine şiirler yazar ve yayınlar;

‘’Çerezle dolu bir kayık geçti,

 Ey, havada dağılan hoş kokular.

 Bir kadın otlarla kaplı bir damın altında

 Patlıcan kızartıyordu.

 Gökyüzü, akşam olurken hayal edilenden de güzeldi.

 Kendime acıyorum.’’

Boğazın en meşhur kurukahvecisi Asadur bir belgeselde anlattı hayatını; kahvecilik ustalığı ve Arnavutköy anıları sıcacık duruyordur, belki ileride yazar oğlu. Boğazın büyük oltacısı Onnik ustanın bazı anıları ve oltacılık bilgileri bendedir, yani kavuğunun kenarı da olsa duruyor, kaybolmadı. Spiro acaba İstanbul’un en lezzetli çirozlarının sırrını bırakmış mıdır? Manifaturacı Avram, anneannemin neden senede birkaç defa kendisinden Serkisof marka masa saati almak zorunda kaldığını anılarında anlatmış mıdır? O dönemlerin tanığı Arnavutköylülerin vazifesidir bildiklerini kayda geçirmek, çok tanık kalmadı, mesela Ahmet Türkoğlu ne güzel hikayeler yazıyor. Yazılı, sözlü ve görsel kayıtlar için Arnavutköy Yerel Tarih Derneği diğer tüm semt dernek ve girişimlerinden bağımsız olarak kurulmalıdır.

Bu yazıda adı geçen geçmeyen ebediyete intikal etmiş tüm Rum, Ermeni, Yahudi ve Türkler eminim öbür tarafta kendi Arnavutköylerini kurmuşlardır. Hepsinin ruhları şad olsun.

Balıkçı Spiro ile ilgili anılarım ve ondan yüz sene önce Boğaziçi hakkında şiir yazan Anna de Noailles aynı potada nostalji oluşturabilirlerken, doğduğum büyüdüğüm semtime gittikçe yabancılaşmamın nedenlerini bulabilirsem belki de ülkemizdeki kültür yozlaşmasına da günlük siyasi dertlerimize de ayna tutmuş olabileceğimi düşünüyorum.

Sizi bilmem, benim İstanbul’u tarif edebileceğim tek semt Arnavutköy’dür. 

Yorum Yaz

@name x

Toplam Yorum Sayısı 6

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Hülya Berkrer 7 gün önce yorumlandı

Ne güzel kaleme almışsınız elinize yüreğiniz e sağlık.Hic yaşanmamış gibi bir cok güzel anıyı ve Arnavutkoyü.sayenizde bir İstanbul veboğaz çocuğu olarak bilmediğim bir çok şeyi öğrendim

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Cihan Babür 1 hafta önce yorumlandı

Unutmuş olduğum anıları tozlu raflardan indirme fırsatını buldum. Teşekkürler.

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Yusuf Yucesan 1 hafta önce yorumlandı

yoruma devam Takipteyiz

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Can Tuzcu 2 hafta önce yorumlandı

sen guzel seyler yazmaya devam et, siyaseti, gunluk sorunlari yazan cok zaten.

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

CEMAL EŞİN 2 hafta önce yorumlandı

hari̇kulade.eli̇ni̇ze sağlik

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ahmet Türkoğlu 2 hafta önce yorumlandı

mükemmel bir yazı. neler biriktirmiş arnavutköy; komsuluk, dostluk, kardeşlik. hiçbir ayrım da yapmamış; din, dil, ırk. o yüzden hala direniyor hayatta kalmak için.

Kişi beğendi.