ALLAH’ A GİDEN YOLLAR NEFESLER SAYISINCADIR AMA HEPSİ HU’ DAN GELİR…..

ALLAH’ A GİDEN YOLLAR NEFESLER SAYISINCADIR AMA HEPSİ HU’ DAN GELİR…..

ALLAH’ A GİDEN YOLLAR NEFESLER SAYISINCADIR AMA HEPSİ HU’ DAN GELİR…..

Ebru Eğinlioğlu

05 Haziran 2014, 09:12
Bu röportaj 5140 kez okundu

Kubilay Aktaş; Simya, Gizli Telkinle Kur' an Terapisi, Hayalin Mucizesi kitaplarının yazarı, Celcelutiye yani; Tüm insanları yüce manaya taşıyacak, ilim ve deneyimleri bünyesinde barındıran Kur' an, vahiy ve kadim bilgilerden oluşan bir kanal. İslam tasavvufundan, kozmik bilgilere, tamamlayıcı tıptan, kuantum fiziğine kadar bir çok bilgiyi barındıran sırlar hazinesi diye niteliyor Celcelutiye ve eğitimlerini. Ehl-i Beyt'in yolu, sınırlı alanda, sınırsızlığın keşfi, eş zamanlı varoluşları seyir etme sanatı olarak tanımlıyor. 
Bir şekilde elime geçen Simya isimli kitabı ile tanıdım kendisini ve merak ettim, neydi aslında doğu mistisizmi, batı dinleri, tasavvuf, sufilik üzerine kendi kabında harmanlayıp, dışarıya taşan bilgelik sırları merak ettim ve sordum. Sınırlı alanda, kısıtlı zamanda, bir umman içinde, hangi kadim bilgiler düştü acaba benim ve okuyucularımın payına…

Önce bir videonuzu izledim orada cinlerden bahsediyorsunuz, konuyu edebileştirmeden, allamadan, pullamadan soracağım bu cin konusuna tıbbın yaklaşımı belli. Biri cin gördüm şurada dese, hekimler hemen teşhisi koyar ve şizofrenik bir beyin der. Hristiyan açılımında ise Cinin karşılığı satanik kelimesidir. Size göre bunun doğrusu nedir?
Şöyle anlatmaya çalışayım, Güneş bir prizmaya vurduğunda  ve 7 renk oluşuyor bu da insanı temsil ediyor. Güneş ise Allah' ı temsil ediyor. Bizim 7 katmandan oluşan bedenimiz var. 7 çakra, 7 mertebe deniyor tasavvufta. Her mertebenin kendine ait bir bilgeliği bir tanımlama sahası var. Bilincimizin katmanlarıdır bu çakra diye tabir ettiğimiz katmanlar. Biz hangi mertebeden bakarsak, varlığı o şekilde algılarız. Eğer en alt çakra olan kök çakrada isek, kendimizi et ve bedenden müteşekkil görürüz. Cinsel çakrada isek o zaman enerji bedenimizi görürüz. Yani eterik bedeni görürüz, enerji bedeni, daha üst bedenimiz astral duygusal bedenimizdir. Onun üstünde de duygusal bedenimiz var. 4. katmandan oluşan zihinsel bedenimizdir buna Ego diyoruz. Bunların bir de üstünde 5. Bir beden var bu Evrene ait olan spirtüel beden deniliyor. ''Fizik bedendeki bir olgu, eterik bedende bir silüete dönüşür bu Evrensel bir yasadır'' Mesela ayağınızda bir karıncalanma olur, bunu rüyanızda ayağınıza bir bıçak saplanmış gibi görebilirsiniz. Bu mertebeler birbirleri ile ilişkilidir. Aslında cinler dediğimiz şeyler; bizim eterik bedenimize ait, yani düşünsel bedenimize aittir. Düşüncelerimizin eterik beden de şekil alması olarak da algılayabiliriz. Mesela kötü şeyler düşündüğünüzde etrafınızda, kara enerjileri hissetmeye başlarsınız. Karabasan dışarıdan gelen değil, içimizdeki fiziksel realitenin içimizdeki, düşsel alanla irtibatı halinde ortaya çıkan şeydir. 


Ama herkes böyle şeyler görmüyor, cinler, periler gibi bunu neye bağlıyorsunuz?
Hassas insanlar yani eterik bedeni hassas insanlar hissedebilir, fizikteki gerçeklik boyutunda olan insanlar hissetmez. Bir hadiste Peygamberimiz diyor ki; Harama tenezzül etmeyin, gözünüze oradan oklar saplanır diyor. Gerçekten negatif enerjiler, metafizik bedende oklar şeklinde görünüyor. Yani her fiziksel olgunun, süptil bedende bir görüntüsü var.  Mesela bazı zatlar, bana kötü nazarlarla gelmeyin ben sizi akrep şeklinde görüyorum. Aslında biz 0-9 aylıkken insanları frekansları ile algılarız. Dışarıda gördüğümüz her şey bizim içsel frekansımızın bir yansıması.

O halde biz mi yaratıyoruz yaşamımızı?
Bizimle birlikte bir açığa çıkış söz konusu, insan ve kainat arasındaki ilişkide bir yaratım oluşuyor. Doğuştan itibaren bulunduğumuz ortam, doğduğumuz saat, ay ve genetik yapımıza göre, Evren de sonsuz bir senfoni var, bu senfoninin hangi noktasında çıkış yaptıysanız, o nota çerçevesinde o senfoniyi algılamaya başlıyorsunuz.

Bu önceden planlı bir şey mi? Biz doğduğumuzda kaderimizle birlikte mi doğuyoruz?
Bunların hiç birisi tesadüfen olmuyor. Tesadüfen o anne babaya, o tarihe doğmuyoruz. Bunlar bir plan çerçevesinde gerçekleşiyor. Önemli olan bu planı nasıl yönlendiririz kader burada devreye giriyor. Kader program demektir. Biz bu programdan ne öğreniyoruz ve bu tecrübemizi yeniden nasıl bu programa dahil edersek, kaderin sınırlı alanından, bilincin sonsuz alanına çıkabilirizi öğreniyoruz. Bu da bizim imtihanımız oluyor.

Sizin eğitim verdiğiniz, çalışma alanınız da bu konu oluyor herhalde?
Bir noktada evet. Benim çalıştığım konu 1 fiziksel realite, 2 metafizik, kainat ve bilinç.
Cin konusuna dönersek bu Eterik Beden' in bir yansımasıdır, herkesin görebileceği bir şey değildir. Bazı insanlar yaratılış itibarı ile bu konulara yatkın oluyor, bazılarına da görmek mümkün olmuyor.
Evet, bu Kabir Azapları da böyle aslında rüyalarımız belki bir örnek olabilir. Gün içinde kötü bir olay yaşıyoruz diyelim, onun Eterik Beden' e yansıması, izdüşümü farklı oluyor. Diyelim ki gün içinde kötü işler yapıyoruz, rüyada kendimizi, bataklıkta çırpınırken görebiliyoruz, demek ki buradaki fiziksel realite, bir üst boyut olan Eterik Beden' de farklı gözüküyor. Evren titreşim yasası ile işler. Düşüncelerimiz, niyetlerimiz mutlaka bu varoluş içinde, bir şeylerle ilişkilidir.

Bu tür varlıkları görmenin insana faydası ya da zararı nedir?
İnsan dediğimiz şey tüm bu mertebe diye saydığımız bedenler arasında şuurlu geçişleri yapan varlık demektir. İnsanın fiziksel, ruhsal, ve en son Nirvanik Beden dediğimiz aydınlanmış bedeni de söz konusudur. Beden fiziksel görünmekle beraber, çok katmanlı hologramik bir oluşumdur. ''Cinler, melekler, cennetler ve cehennemler de bizim boyutlarımızdır. Hepsi tek bir prizmadan çıkar. Güneşi Allah' tır, diğer her şey O'nun ışığının yansıması sonucu çıkan varlıklardır.'' İnsana bu varlıkların ne faydası var. Bir kimya labaratuarı düşünün bunun içinde zehirler de var, panzehirler de. İnsan eğer doğru karışımları bulursa, zehirden panzehir üretebilir. Aşağı boyuttaki düşüncelerimiz insan bilincinden bakıldığında ilham' a dönüşür, aşağı boyuttaki öfkemiz, insan boyutundan bakılınca sevgiye dönüşür, aşağı boyuttaki şehvetimiz, yukarı boyuttan bakınca Tinselliğe dönüşür. Yani aşağı boyut köklerdir, toprağın içindedir ama toprağın içinden çıkar ve göğe yükselir. Hiçbir şeyi iyi ya da kötü diye algılayamayız. İnsan şuuru ile her şeyi 'dönüştürebilme' gücüne sahiptir. Şuur, Yaratılışın Harmonisi' ni bütün olarak algılayabilirse; Cinlerin, Meleklerin, Cennetin, Cehennemin bir Bütünlüğün Parçası olduğunu anlayabilir. İnsan tüm bunların Orkestra Şefidir. Bu insan diye bahsettiğim şekilsel etten, kemikten oluşmuş insan değil, Hz İnsan dediğim kendini farkındalık içinde seyir eden insan, yani Aydınlanmış İnsandır.

Hazreti İnsan deyince ne anlıyoruz?
Tek bir boyutta tıkalı kalmamış, Harmoniyi görmüş, dengeyi kurabilmiş insandır. Tüm renklerin kaynağının hepsinin Güneş olduğunu bilen insandır.

Spirtüel konularla ilgilenmeye ne zaman ve neden başladınız?
Ben küçüklüğümden beri Eterik Bedenim baskın olduğu için fiziksel deneyimler yaşıyordum. Kendimi algılayabildiğim 6-7 yaşlarımdan itibaren farklı deneyimler yaşıyordum. Nedenini araştırmak istedim. Varoluşu sorguladım.

Ailede var mıydı dinle uğraşan insanlar?
Hayır yoktu ama belki genlerimde var olabilir.

Araştırmalarınızı nasıl yaptınız peki?
Risale_i Nur ile başladım. Orada biraz Kur' an ile haşır neşir oldum sonra Moral Fm' de 8-9 yıl radyo programı yaptım ben, bir çok araştırmacı, doktor, psikiyatr, metafizikçilerle programlar yaptım daha sonra Mevlana ve Noktayı Muhiyiddin Arabi ile koydum. Ama Nokta demeyelim tabii. O sürecin tamamlanması onunla bitti diyelim. Aslında anlatılanlar 3 aşağı 5 yukarı bir matematik var yani evrenin bir matematiği var bu matematik üzerinden herkes, kendi istidadınca ifade ediyor. Hakikat tek ama tek olan Hakikatin ifade biçimleri farklı ben bu ifade biçimlerinin kelimelerine takılmadım. 

Enerjisini mi algıladınız?
Yok bilincine baktım. Allah, Rahman ve Rahim' i Uzakdoğu felsefesi; Brahma, Vişnu, Şiva demiş. Öbür tarafta Osiri, İsis, Horus demiş. Hep bir Üçlük den bahsediliyor, Pitagoras ve Hermetik bilgiler. Hepsinin  anlattığı Evrenin bir matematiği var ve bunun içinde bir şiir oluşturan bilinç var. Dinlerin bir güzellliği var, bilim materyalist bakar doğaya doğrudur  Allah' ın bilim esması da vardır ama sığ kalır, tabiatı ifade etmekte, çünkü onun ruhu da vardır, bilinci de. Bir matematiği vardır evrenin.

Matematiği derken Ömer Çelakıl' ın şifrelerinden mi bahsediyorsunuz?
Hayır hayır, hiç ilgim yok onunla. Kast ettiğim şey şu; bir yasa var, evrensel değerler ve formüller var ve hikmet var abes iş yok.

Bu Altın Oranlar falan doğru mu?
Tabii ki doğru. Kutsal geometri var.

Kitaplarınızla ben Simya ile tanıştım Diğerlerini de kısa kısa anlatır mısınız?
İlk Kur' an terapisini yazmıştım, bilinç, bilinçaltı mesajlardan bahsediyor. Biz de subliminal mesajlar hazırlıyor ama bunu Kur' an ayetleri ile yapıyoruz. 

Esmalar ile?
Evet Esmalar ile hipnotik telkinler yapanlar, eşik altı büyücüleri var

Merdivenaltı üretim gibi bir şey mi?
Aynen öyle, onlar gibi değiliz, kişinin ihtiyacı olan hadislerde belirtilen ayetleri kişiye göre hazırlıyoruz.

O kişiye faydalı olduğunu nasıl tespit ediyorsunuz?
Önce konuşuyoruz o bize sorunlarını söylüyor, ona göre müziklerin altına belli telkin esmalarını hazırlıyoruz. Ondan sonra çıkan kitabımız Simya o çok farklı bir kitap. Celcelutiye dediğimiz çalışmamızın hazırlığı gibi. 


Hz Ali' nin kapısı, Hz Fatıma' nın eli, Hz İsa' nın ruhu, Hz Meryem' in bedeni diyorsunuz. Bütün ruhsal öğretileri harmanlamış gibi.
Aynen öyle o ruhsal öğretileri, tamamı ile maddi ve manevi bileşeni İmam-ı Ali. O kitaba bir hazırlık mahiyetinde, özne, nesne, tanık, bizim müşahede dediğimiz tanık bilincini anlatıyoruz.

Tanık derken insanın kendi yaşamının tanıklığı mı?
Evet ve yaşama tanıklığı aynı zamanda saf nazar ile bakabilmek. Yargı, hüküm olmadan, saf bir şekilde bakabilmek. Burada biz onun mantığını anlatıyoruz. Celcelutiye' de tanıklıktan nasıl, tekrardan oluşumlar, yaratımlar. Yani önce üçgenin tepesine çıkıyoruz Simya ile sonra tekrar Celcelutiye ile yeniden Dünya sahnesine iniyoruz ama çıktığımız dünya ile indiğimiz Dünya aynı değil. Arada bir Tanık, yüsek bir bilinç var. Hayalin Mucizesi kitabında Celcelutiye'nin uygulanmasını anlatan bir kitap.

Burada birleştiriyorsunuz ya, değişik dini liderleri, İsa' yı, Meryem' i falan da katıyorsunuz. Bu ifadeler şeriat penceresinden bakan insanlar açısından tuhaf olmuştur değil mi?
Ama artık devir artık biraz Hakikat devri olduğundan oradaki İsa' nın içimizdeki Ruh olduğunu, Meryem' in bedenimiz olduğunu, Ali' nin ilmimiz olduğunu yani onların belli zamanlarda yaşamış varlıklar olduğunu değil, şahsı manevileri ile düşünmenin daha bütüncül olduğuna inandığım için bu şekilde kullandım. Ama tabii dediğiniz şahısları rahatsız edebilir, zihinler rahatsız olabilir ama anlayış kalptedir.

Bir de tabii şöyle bir tezatlık var biz bu isimleri kutsal kitaplarda görür biliriz ama kendi dinimiz çerçevesinde kullanılınca bir dur bakalım deriz, belki de öyle düşünenler için söylüyorum, onlar da bu ikilemin bu sayede farkına varmış olurlar.

Hz İnsan lafınız da şeriat bilincini rahatsız eder mesela ama onlar da zaten her şeyden rahatsız olurlar?
Yani Hazret şu kutsal insan, insan-ı kamil, rüya gördüğünün farkında olduğunun bilincinde olan insan.

Buhari diyor ki; 'Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur' an- ı toplama mesuliyeti kadar bana ağır gelmezdi. Neticede Kur' an- ı hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeye başladım.' Kur' an,  Peygamber Efendimizin ölümünden sonra derlenmiştir. Bu lafın üzerine de hiç şuurunuza, acaba bu kitapta, değişmiş ya da farklı yansıtılmış bir yerler olabilir düşüncesi düşmüyor mu?
Ben şöyle bakıyorum bir ana formül var bir özne bir de nesne, ana formül yakalandıktan sonra, ayrıntılara dair sorular sormanın bir anlamı yok. Her şeyin formülü LA İLAHE
İLLALLAH ise sonsuz potansiyelle karşılaşacağız. Bir de biliyorsunuz Muhammed' en Resulullah var o da bilinci temsil ediyor. 

Bu mudur anafikir?
Evet asıl olan budur. ALLAH ismi YARATAN'dır, Muhammed ise maddi unsurlar, insandır, Kainat ve insan arasındaki ilişki sevgiyi gösteriyor. ALLAH can evinden baktığınızda ikilik yoktur. Şeriat ehli Hakikat ehlini anlamaz. Hakikat ehli ise Şeriat'ın halini anlar. Anne rahmindeki bir çocuğun halini anlarsınız. Şeriat dediğimiz şey de Varlık yasası içindedir, Hak' tır olması gerekendir. 

Buradaki Buhari' nin ifadesi bile sizde bir şüphe uyandırmıyor?
Siz o birlik bilincini elde ettikten sonra nereye baksanız o bilinci Hakikati görürsünüz.


Ama o Hakikate baktığınız yerde zaten bir yanlış aktarım söz konusu olabilir?
Şimdi dışarıdaki kitabı zihnimizle okuruz ama içimizdeki kitaba bakarsak o dışarıdaki bilgiyi de kuşattığı için, orada İmam-Ali diyor ki; Kur' an' bakmayın bana gelin, siz oraya bakınca kendi aklınızla çıkarımlar yapıyorsunuz. Ama ben O' nu deneyimledim diyor. Kur' an aslında Kainatı temsil ediyor. Kur' an-ı anlaşılır kılan Muhammed ve O'nun bilincidir. Siz o bakışla her yerde HAKK ve HAKİKAT i görürsünüz, zihinde karışıklık olmaz.

O zaman bu anlattığınız tam teslimiyet halinde, kitaba bir gerek var mıydı?
Başlangıçta var ama dışardaki içeridekini bulduktan sonra dışardaki içerideki değildir. Bir şeyle başlarsınız ama dışardaki ile devam edemezsiniz. Peygamber Miraç' a Cebrail ile başladı ama O'nunla devam edemedi. Bir noktada oluşlar, saflık noktasında hiçbir tanımlamayı kabul etmez. ALLAH' IN EN BÜYÜK İSMİ İSİMSİZDİR. O mertebede tanımsızdır artık. Kur' an da der ki; Sizi ayrı şeriatlarda, ayrı mertebelerde yarattım ki, tanışasınız. Matematiksel bir tanımlama yapayım; bütün sayıların içinde 1 vardır. 3 ün içinde de, 2 de de, diğer sayılarda da hepsinde 1 vardır. Bir üst mertebe alt mertebeyi de içinde barındırır, üst mertebeyi de. Dolayısı ile Kur' an kime inmiştir Hz İnsana.  Kur' an da ki Fatiha suresi insandır ve bütün Kur' an Fatiha da toplanmıştır, Fatiha Besmele' de, Besmele B' de. Ben demiştir Ali B' nin altındaki Noktayım. 6666 ayet Kainatı temsil ederken, hepsi tek bir noktadan çıkmıştır. O nokta Hz İnsandır. Noktayı bilen her şeyi bilir o zaman karıştırmaz. 

Sizce Kur'an –ın mesajı nedir?
Bilinç, insan, aydınlanma, özgürlük.

Cennet ve Cehennem bu dünyada mı?
Her şeyin bu dünya da izdüşümleri vardır, diğer katmanlarda da farklı farklı görünümleri vardır. Ağaç vardır doğru ama onun için de bir de tohum vardır. Tohum ağacın tamamını büyüdükten sonra görür. Dünyada da cennet ve cehennemler var fakat onu görmek için arif olma, yani zihinsizlik formunda saf nazarla baktığımızda görülebilir.

Bu herkese kısmet olur mu?
Potansiyel olarak herkes de var, din insanlar bu bilinç kapılarını açmak için vardır.

Ama tam tersi yönlere de gidiyor insanlar, dinin kötü anlatılması, baskılanması, tanıtılması sonucu?
Kesinlikle oluyor tabii. Yanlış okuyanlar için de onlar da gereklidir, cehennem de boş kalmak istemez.

Her şey dengesinde diyorsunuz yani?
E tabii.


Altın çağ ibaresi kullanıyor, alfa, omega diyorsunuz bunlar Bilgi Kitabı terminolojileri, onlarla bir ilginiz var mı?
Bilgi Kitabını biliyorum tabii, inceledim evrensel bilgilerden bahsediyor, hermetik ve kadim bilgilerden bahsediyor.

Peki o yaşlı hanımefendiye o bilgilerin indiğini düşünüyor musunuz? Öyle bir kitabın oluşturulması da çok kolay olmasa gerek?
İnsan aslında Tanrı tohumu gibi bir şeydir, Tanrısal tohum insanda açıldığında, bu tür bilgelikler beklenebilir. Bu tür bilgelikler tüm insanlarda oluşmaya başlasa o zaman cennet bu dünyada olur. Ben şahsı tanımıyorum  ama kitabını okudum, sezgisel yetenekleri de olabilir…

Kutsal kitapların tamamında diğer kutsal kitabın tahrif edildiğine ama kendi mensubu olduğumuz dinin kitabının aynen korunduğuna inanılır. Niye böyle oluyor sizce ve bu durum size ne düşündürüyor?
Şöyle; herkesin kendi putu, sıfatı, terkibi vardır. İnsan önce dünyasını kendi doğduğu yer zanneder ve burada bir antrenman oluşturur fakat bu yeterli değildir bunu da aşması lazımdır. Bütün dinlerin içinde evrensel bilgiler vardır. Musa' nın kitabında da, İsa' nın kitabında da vs. Bunlar şuur tipleridir. Nasıl yüz trilyon hücrede küçük bir hücrenin bilgisi vardır, aynen bunun gibi tüm kitaplarda evrensel bilgiler mevcuttur. Bunu keşfetmek için bir yerden başlarsınız. Musa' nın Hızır ile buluşması gibi kişi ilerleme bilincinde ise tüm kalıpları kırar ve onun için yollar arasında ayrım yoktur. Tüm yollar yuvaya götürür.

İnsanın iyi insan olması tanımı nasıldır? İyi kime göre, neye göre iyi insan olunur?
Erdemli insandır doğru tanımlama. Bir baba düşünün hep sevmez çocuğunu, bazen iyiliği için ona sert de davranabilir, iyi olmak hep sevgi dolu görüntüsünde olmak değildir. Yolda yanınıza yaklaşan dilenciye belki para vermezsiniz ama ona bir iş temin ederseniz o zaman erdemli bir hareket yapmış olursunuz gibi.

O erdemin genel bir tanımı var mıdır?
Evrenseldir. Dinsel öğretiler de o erdeme ulaştırmak için vardır bir taraftan.

Ama o dinsel öğretiler de kol kesmekte var recm etmekte o da mı erdem oluyor?
Bütün bunların hepsi başka bir şeyi çıkartmak içindir, bazen zehir, pan zehiri çıkartmak içindir. Bu çok ayrı bir mesele aslında. Tao öğretisinde buna gürültülü sükûnet denir. 


Bir YARATAN' ı anlatmak için niye bu kadar çok yol, dergah ve elçi var?
Çünkü Güneş' in herkes bir parçasını görebilecektir. Ama hepsi tek bir renksizlikten gelmiştir, 72 milleti bir görmeyen bizden değildir meselesi. ALLAH'  a giden yollar nefesler sayısınca ama hepsi tek bir nefesten HU' dan gelir. Bu çeşitlilik güzeldir, dalga üstünde sörf yapmak gibidir, uyum sağlarsak ne ala, sağlayamazsak alabora olabiliriz. 

Zikir ile bir yerlere gitmek mümkün mü?
Zikir hatırlamak demektir.
Hani şişler batıran, bağıran, çağıranları diyorum.
Ha onu ben şöyle okuyorum, çözülmeler iyidir ama insan delirecekse eğer bir rehber eşliğinde delirmeli, bir bakıma zihin temizliği gibidir iyidir ama bir rehber ile olması daha da iyidir. Kundalini uyanır bir anlamda sağaltımdır ama dikkatli yapmak lazım.

Bir insanın Hz İnsan olması için ne yapması gerekir?
Önce birlik tevhid bilincini bilecek, ondan sonra kaynağa ulaşmak için pratikleri yapmalı, nefes, riyazat, meditasyon.

Namazlar?
Çok şey var, yoga yapabilir, kendisine uygun olanı seçmesi gerekir.

Bir insan namaz kılamıyorsa ve kendini bu sebeple suçlu hissediyorsa?
Namazın ve yoganın, meditasyonun temelinde birlik bilinci vardır.

Beynin bir frekansı haline girmek herhalde değil mi?
Tüm frekansların aşıldığı bir huşu hali hedefleniyor. Bütün pratik ve ibadetler, zihni koşullu, öğretilmiş halinden çıkartıp saflık haline, tanıklık haline ulaştırmayı hedefler. 

Yorum Yaz

@name x

Toplam Yorum Sayısı 5

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

muhtesem bir roportaj 3 yıl önce yorumlandı

tek kelimeyle muhtesem oldukca aydinlatici bir roportaj olmus.yine bir ebru eginlioglu klasigi.oldugu gibi akici bilgi yuklu bir roportajmdevamini bekliyoruz.

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

yüksel 3 yıl önce yorumlandı

güzel olan şu bence adam di̇n, ki̇tap, peygamber, şeri̇ati ağzindan düşürmeyenler gi̇bi̇ i̇ddi̇a i̇çi̇nde de deği̇l, normal ve siradan bi̇r i̇nsan ama verdi̇ği̇ bi̇lgi̇lere bak tamamen ruhani̇ ve yürekten geli̇yor, aklini da katmiş i̇çi̇ne, bangir bangir ben bu i̇şi̇mi̇ bi̇li̇ri̇m di̇n bi̇zden sorulur demi̇yor.

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Muhteşem 3 yıl önce yorumlandı

bu kadar net ve gerçek bilgilerin verildiği bir röportaj çok az okudum, bu da onlardan biri kaleminize sağlık. artık röportajlarınızın takipçisiyim . mehmet demir.

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

gece yolcusu 3 yıl önce yorumlandı

hocam , bütün bu öğretileri yayabileyeceğiniz ve en önemlisi de pratiğe dökebileceğiniz tatil köyü benzeri bir okul açmayı düşünmüyor musunuz

Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

emekli öğretmen 3 yıl önce yorumlandı

hakikati anlatan insanları ve onlara aracı olan insanları bulmak çok zor siteye çok teşekkürler bizi aydınlatıyorsunuz.

Kişi beğendi.