Alice değil D8 harikalar diyarı

Alice değil D8 harikalar diyarı

Alice değil D8 harikalar diyarı

Emre Sarp

20 Ekim 2017, 22:17
Bu makale 1312 kez okundu

 ALİCE DEĞİL D-8 HARİKALAR DİYARI
1996’da Refahyol hükümeti Başkanı Necmettin Erbakan öncülüğünde İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’nın bir araya gelerek kurulan D-8 ülkeleri bugünlerde geçmişte yakalamış olduğu birlik havasını yeniden yakalama uğraşında.22 Ekim 1996 tarihindeki "Kalkınmada İşbirliği Konferansı"nı izleyen bir dizi hazırlık toplantılarından sonra 15 Haziran 1997 yılında İstanbul’da yapılan Devlet ve Hükümet başkanları zirvesinde D-8’in kuruluşu resmen ilan edildi.D-8 (Developing Countries) ülkeleri tabii kaynakları, kalabalık nüfusları ve potansiyel pazarlarından ötürü kendi bölgelerinde önemli konum arz ettiklerinden dolayı bir araya getirilmişti.D-8'lerin bayrağında yer alan 6 tane yıldız D-8'lerin temel ilkelerini sembolize ediyor. Bayrağında 6 temel ilkeyi sembolize eden altı yıldızın anlamları
- Savaş değil, barış!---
- Çatışma değil, diyalog!----
- Çifte standart değil, adalet!
- Üstünlük taslamak değil, eşitlik! ----
- Sömürü değil, işbirliği!---
- Baskı ve tahakküm değil, insan hakları hürriyet ve demokrasi şeklinde ifade ediliyor.
Reel politikte ise durumlar hiç de görüldüğü gibi değil.bu 6 maddeyi temsil eden 8 ülke zaten bu maddelerin tam zıt bir yörüngesinde dönmektedir. Sayın rahmetli Necmettin ERBAKAN hem dış siyaset de hem de iç politika da ülke yararına en büyük atılımları yapmış nadir politikacılardandır.Hatta bana göre sadece muhafazakar kesim için değil ülke için de büyük bir şanstır. Hem akademik kariyeri olsun hem mühendislik dehası olsun bilim adamlığı ile zakasını ve kalibresini ışıldar bir biçimde ortaya çıkartabilmiş hem de ülke menfaatleri uğruna atmış olduğu adımlar ile belli bir vizyonu olan ve karşılığı esas alınmış milli politikalar üretebilmiştir. Kanaatime göre İslamic versiyon bir siyasi malzeme sonunu hazırlamasaydı şu an D-8 gibi oluşumlar hak ettiği saygıyı dünyadan da görüyordu. Tabı devir değişti. Şu an Erbakan'ın oğlu ve damadı babalarının en büyük mirası Saadet Partisine dava açmış durumdalar. (Balgatta bulunan binanın kirasının ödenmediği için tasifiyesi hususunda.) Kim derdi ki bir zamanların yurtdışı çevirileriyle ülke siyasetinin takip edildiği Milli Gazete şu an sadece bir kaç bin Saadet partilinin aboneliğinde yürütülüyor. Kim derdi ki aradan 20 yıl geçmişken Erbakan'ın mirasları birer birer yok olacak. D-8 ise bu mirasların içerisinde en önemlisiydi diyebilirim. Bugün D-8 oluşumunu ; Milli sanayi -Ağır sanayi içgüdüsüyle kurdela kesmekle açılışı yapıldığı sanılan binlerce fabrikanın bugünlerde yerini atıl binalara bırakmasına benzetiyorum.Tabi bu durum Erbakan'ın başarıszlığını değil ülke vizyonunun Erbakanın çizgisine gelemeyeşini gösterir.
AK Partinin ilk dönemleriydi ve o dönemlerde Anadolu Gençlik Derneği ulke genelinde hakim ve milli görüşçü gençler yetiştirme sevdasında gayet iyi niyetli bir oluşumdu .Ben Ankara da ikamet ettiğim için siyasetin de hep içerisinde oldum o dönem Saadet Partisi Ankara il Başkanı oğlu Ahmet Semih ise çok yakın arkadaşımdı eğer okuyorsa ona da burdan selam ederim. O ve arkadaşlarıyla onun ricası üzerine Saadet Partisinin gençlik oluşumu AGD nin Bolu da ki siyasi kampına katılmıştım.Tabi bizler oradaki abilerimiz gibi belli bir ideaya değil Bolu'nun o cennet kokulu dağlarında ormanlarını izleyip o temiz havasını solumakla meşgulduk. Buna rağmen Erbakan döneminde yapılan icraatletler ile ilgili o dönemin eski bakan ve üst düzey bürokratlarından epey bir brifing almıştık. Şahsımın da Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler üstüne master yapması hem de bu konulara ezelden beri hep bir pür dikkat kesilmemden dolayı bende ciddi mana da bir araştırma içine girmiştim. Araştırmalarım neticesinde varmış olduğum gerçek şuydu ki Erbakan gibi liderler yahut Erdal İnönü gibi dehalar Ahmet Davutoğlu gibi misyonerler ya da İsmail Cem gibi aydınlık insanlar Bülent Ecevit gibi kaliteli ve entellektüel politikacılar ortak bir platform da ülkeyi yönetse sanırım çağ atlarız atladğımız çağa da biz yön veririz. Ama ister sevin ister sevmeyin Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde böylesi bir kadro ancak kararlı ve emin bir yolda ilerleyebilir. Çünkü bunları kanalize etmek için Anadolunun tabiatına uygun bir siyasi başrole ihtiyaç vardır.Recep Tayyip Erdoğan dışında da ben böyle bir başrol göremiyorum. Şu an da o zaten başrol de değil mi diyeceklere şundan bahsettiğimi de açıkça söyleyim ki yanlış anlaşılmasın.Senaryo berbat ve diğer yan figürler bu başrölü hep kandırıyorlar !!!!
Ülke dış politikası sadece nefes alsın yeter modunda olduğu için hiç bir makyaja gerek bıraktırmayan bir dış politika izlendi. Neredeyse 60 yıllık bir süreçte ( İsmet İnönü ile başlayan süreç) tamamen denge politikası üstüne bir kurulu dış politika tercih edildi. Yani ne tamamen bitik ve düşmüş bir ülke ne de dik duruşlu ve şaha kalkmış bir Türkiye istendi her zaman emekler pozisyonda bir Türkiye batı politikaları için bir tampon oluşturması için dizayn edilmiş bir Türkiye cazip kılındı bu anlayış enjekte edildi ve toplumsal içgüdülerle varlığını korumamız gereken tarihi ve kültürel mirasımızdan tutun genetiğimize işlenmiş milli duruşumuz yerini kahvehane kültüründe ülke için endişelenen ve cahil bırakılmış bir halka bırakltı. Eğitimsiz hoşgorusuz bilinçsiz vs... Bu konular zaten apayrı bir yazı malzemesi olduğu için çok da uzatmak istemiyorum. Bu yapıyı kıracak olan belki de dünya çapında en büyük atılım dahi olabilecek oluşum Türk Dış politikasında ilk kez Erbakan döneminde atıldı ve D -8 kuruldu. Güzel bir ütopyayı realize etme maksadı taşıyan bu oluşumu ben sakat doğmuş bir çocuğa benzetiyorum her ne olursa olsun oyun izleyen bir ülke pozisyonundan oyun kurucu bir pozisyona evrilmesi için yaptığı bu girişimden dolayı Erbakan'a burdan rahmet dilemek de boynumuzun borcu. Neden sakat bırakıldığına gelince ; çünkü kabul edelim etmeyelim hiç bir İslam ülkesi bu tür oluşumlar ile istenilen seviyeye ve birlik bilincine ulaşamaz. buna ‘Mezhepçilik’ izin vermez. Çünkü Şii İran'ın başına asla Sunni bir Türkiye lider olamaz hükümetler izin vermez. Çünkü iç politika için; değişkenlik gösteren bır dış politika izleyen ve oy kaygısı taşıyan hiç bir hükümet ekonomik bağımsızlığını yerine getirmedikçe başka bagımsız olamayan ülkelerle bir güç birliğine gidemez. Yani şöyle düşünelim 8 kardeş var hepsinin de tek bir bankaya borcu var üstelik bu kardeşler arasında kanlı bıçaklı olanlar var sonrasında bu 8 kardeşi birleştirip o bankanın karşısında o bankaya karşı bir banka açmak istiyorsunuz. Gerçekten ütopik... Neden ütopik? Bunu 8 ülke ve 6 ilke bazında ele almak isterim. Çünkü malum konumuz D-8...
12-17 yaşında sırf batılı eğitim alıyor diye kaçırılan kız çocuklarının serbest bırakılması arifesinde çoğunun hamile olmasına neden olan ve tüm bunları islam adına yaptığını savunana BOKO HARAM terör örgütüne ev sahipliği yapan Nijerya ile bu iş olmaz. Üstelik ne tuhaftır ki bu örgüt 2002'de kurulmuştur.Sizce D-8 varlığını amaçlarıyla birleştirseydi o kız çocuklarına tecavüz edilir miydi ???? Bunun sorumlusu elbette D-8 değil ancak İslam birliğine dayalı bir güç oluşturmaktan bahsediyorsak bu gücün temel 8 ülkesinden birisinde ortaya çıkmış islami kılıflı bir teröre bu güç asla izin vermezdi. Ve Nijerya bugün BOKO HARAM ve türevleri gibi terör örgütleriyle değil kaynaklarının nasıl ekonomik bir değer oluşturacağıyla ilgili dünya gündeminde yer alıyor olurdu.ÇATIŞMA DEĞİL,DIALOG mottosunu bu Nijerya ile hayata geçirebilecekseniz buyrun geçirin. Helal olsun başarırsanız. Henüz kendi insanıyla çatışan bir ülkeye diğer insanlar ile dialog yaptırabilirseniz bu oluşumun artık başaramayacağı hiç bir şey yok demektir.
İran'a baktığımız da ise üst kısımda yazdığım her ne kadar Şii İran'a Sunni Türkiye hakim olamaz desem de İran'ın 45 milyon türk vatandaşı olduğunu son 1365 yıllık tarihlerinin 684 yılının Türk hakimiyetinde geçtiğini hatırlatmakta fayda var. Fakat ben araştırmalarımda tarihin hiç bir döneminde bu tür oluşumlar(D-8) ile bir İslami ülkenin başka bir İslami ülkeye liderlik ettiğini görmedim. Özellikle karşınızda 'mehdi gelene kadar ülkeyi biz yöneteceğiz' diyen molların hakimiyetinde bir ülke varsa bir yandan petrol rezervine bağlı bir ekonomik gelişim izleyen ancak petrol borularını dahi İspanyollara yaptıran,rezervlerine Fransızlara peşkeş çeken bir molla yönetimiyle zor. Aynı mollaların çocukları Amerika'da eğitim alırken Amerikan ve İsrail menşei ilaçları yasaklayan bir ülke düşünün. İslam şeriatında namuslu bir kadına yalan iftira atmanın cezası seksen kırbaçtır. İranlılar (şiiler) hz. Ayşe attığı iftiradan dolayı Allah onlara kendi kendilerini kırbaçlama cezası vermiştir. Bu nedenle Kerbela gününde kendi kendilerini kırbaçlayıp dururlar. Aslında sırtlarından akan bu kanlar kırbaçlardan değil cehaletlerinden akmaktadırlar.Halbuki Humeyni öncesi bir İran ; halkının eğitim seviyesi, Şiraz 'da ki Şarap bağları , o eşssiz mimarisinde inşa edilmiş minarelerinde çınlayan ezanlarıyla ne güzel bir ülkeydi...Şimdiyse yerini baskıcı totaliter ve teoratik, mezhepçi ve politika da sinsi bir Pers yılanına bıraktı. Mezhep ve din sömürüsüyle insanını, tarihini sömüren yetmezmiş gibi diğer Ortadoğu ülkeleri üzerinde Şii nufuzu kullanma peşinde olan mollaların yönetiminde SÖMÜRÜ DEĞİL İŞBİRLİĞİ iddianızı gerçekleştirebilirseniz ne ala....
Pakistan'a gelecek olursak aslında ülke bile değildir, İngiltere tarafından Hindistan'dan siyasi planlar ve amaçlar uyarınca koparılan bir toprak parçasına kurulmuş bir uydu devlettir. Lakin hem tarihsel süreçte kurduğumuz gönül bağı ve Kurtuluş Savaşımızdaki açık desteklerinden bugune değin uzanan FETÖ soruşturmasında oraya kaçmış olan kişileri derhal ülkemize teslim etmesiyle her zaman güzel bir intiba bırakmıştır. Fakat objektif olmak gerekirse TALİBAN yuvası olmasından ve siyasi konjonktorunden hiç bahsetmeden sadece orada yaygın olarak kullanılan bir atasözü üzerinden neden D-8 oluşumuna zaten aykırı olduğunu açıklayacağım. Pakistanda ki atasözü der ki : karısına bile akıl danışıyor ... Ve Kur'an der ki : tevbe suresi 71.ayet mümin kadınlar ve mümin erkekler birbirlerinin dostudur. İyi ve doğru olanı öğütlerler, çirkin ve kötü olanı yasaklarlar. Bu anlayış üstünden toplumsal algıyı değiştirmenin Pakistan gibi ülkelerde neredeyse imkansız olduğunu düşünürsek D-8 'in belirttiği ÜSTLÜNLÜK DEĞİL, EŞİTLİK maddesi sadece madde olarak kalır. Üzgünüm bu iş PAKİSTAN'la da olmaz.
Bangladeş'e gelince bu yazı dolayısıyla biraz araştırmam gerekti. En ilgimi çeken ise 1960 yılında 48.000.000 olan nufusları bugün 161.000.000 dayanmış durumda. Çok ilginç yani son 50 yılda bu nufusu nasıl yaptılar. Adamlar üreyerek resmen yeni bir ülke daha zuhur etmişler.Tabi bize bir şey demek düşmez :) Coğrafi alana kıyasladığımızda Türkiyede 500 milyon insan yaşadığını hayal edin. Hani zaman zaman karşılaşmıssınızdır sosyal medya da, otobus ve trenlerin üstünde insanlar yolculuk yapıyor. Ha işte o ülke Bangladeş. Yüzölçümü Marmara ve Ege bölgesinin toplamından küçük olmasına karşın, nüfusu tüm Türkiye'nin nüfusunun iki katı kadardır. Böylesi bir nufustan bana bir tane bilim adamı , sanatçı, edebiyatçı ismi bilen bir Türk vatandaşı getirirseniz bende neden bu ülkenin stratejik ortağımız olması gerektiğini açıklayayım. Hani derler ya diyecek kelime bulamıyorum. Şu anda da o pozisyondayım. Bangladeş yani ne diyebilirim ki yoğun bir İslam nufusuna sahip ama okuma-yazma oranının yüzde 33'lerde kaldığı, ayda 65 dolar alan işçilerin imza toplayarak maaş artırımı istediği (resmi asgari ücret 65 dolar), tekstil üreticileri için işçi kaynağı açısından dünyada en verimli ülke olan ve belki de bu sebeple 5 milyona yakın çocuk işçinin bulunduğu, KKTC'yi bagimsizlik ilani sonrasi tanimis, ancak ABD'nin yaptirim tehditleri nedeniyle geri adim atmak zorunda kalmiş bir ülkeyle de BASKI VE TAHAKKUM DEĞİL İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ ilkesini taşıayacak bayrağı afedersiniz de hangi göndere çekersiniz artık sizin bileceğiniz iş .
Mısır...Kadim medeniyetlerin beşiği Mısır....Bu yazı kaleme alındığında Mısır D-8 de Dısişleri Bakan Yardımcısı statüsyüle temsil ediliyordu.Yukarıda bahsettiğim iç dinamiklerin D-8 üzerindeki etkisini burdan anlayabilirsiniz.Bangladeş hakkımda yazabileceklerim ne kadar az ise Mısır hakkında da yazabileceklerim o kadar çoktur. Darbeci Sisi’nin ülkemizle olan ilişkisi zaten ortada.Ülkemizin liderliğinde ve fikir babası olduğu bir oluşumda bırakın faydayı yahut İslami bir ideali gökyuzunden melekler inse bile bu iş bu dönemin Mısırıyla olmaz.D-8'in zerrre başarıya ulaşması için Hükümetin Mısırla ilgili dış politikasını 180 derece değiştirmesi gerekir ki bu da imkansızdır. Erbakan yaşasaydı demem oydu ki Hocam Mısır eski Mısır değil köprünün altından çok sular geçti. Süveyş kanalında ay yıldız bayrak hayalini ABD gemilerinin bayrakları aldı.Tüm diplomatik temsillerin en alt düzeyde iki ülke arasında statü edildiği bir dönemde iki ülkenin temelinde şekillenecek bir birliktelikten kuvvet doğar mı ? Zorla ve darbeyle kan dökerek alınmış bir iktidar varken karşında ,o iktidara SAVAŞ DEĞİL,BARIŞ düşüncesini empoze edemezsin. o ıktidar ki masum bir kızcağızın (Rabia ) kanını ellerine bulaştırmışken o iktidarın temsilcilerini şatafatlı salonlarda insanlıktan ve barıştan bahsedemezsin. Yola çıkamazsın. KAN bulaşmış yüreklerine barış güvercinleri yuva yapamaz. İstediğiniz kadar nutuk atın ve dünyanın bütün müslüman ülkeleri birleşin Mısır'ın şimdiki hükümetiyle dıyalog için oturduğunuz her masanın altı boş,kurduğunuz her cümle ise Mısırlı politikacılar için Süveyş kanalından süzülerek kanalizasyonu boylayacak bir temenniden başka bir şey değildir.SAVAŞ DEĞİL ,BARIŞ...Sisi ile bunu başarabilecek bir örgüt zaten ironinin kendisidr.
Ve diğer ülkeler Malezya ve Endonezya'yı da katarsak bu 8 ülkenin sadece nufusu 1 milyara yakın.
Ve başlarında ki ülke TÜRKİYE. İçesinde yeni bir para biriminden tutun, tarımsal-sınai ortak ekonomik politikilar geliştirmeye yönelik ortaya çıkartılan yüzlerce fikir,bunları gerçekleştirmek uğruna kurulmuş güzel bir enternasyonal örgüt.Elbette toplantılarının CNN gibi kanallarda bir DAVOS yahut AB toplantıları gibi canlı yayınlanıyor olmasını beklemek abes. Fakat bunları düşünürken bizler de neler yaptığımızın farkında mıyız? Gerçekten Batıdan zerre hazetmesem de (takdire şayan oldukları yüzlerce faktör hariç) bu tür muktesebatlara katılımların dahi ülke devlet başkanları düzeyinde olmadığını gördüğümüzde (İslami tarafta) ve karşılıklı ticaret hacminin hala istenilebilir seviyede olmadığını görünce nerden bakarsanız bakın bir tutarsızlık olduğu aşikar.Bu tutarsızlık halkların veya dinlerin suçu değildir. Ne zaman ki böylesi güçlü devletlerin birlikteliğinden doğan ekonomİk güç sadece dünya fon yöneticİlerinden oluşan insanların oluşturduğu grup olan BİLDERBERG GRUBUNUN toplantılarından daha yüksek bir seviyeye ulaşırsa ,eleştirdiğin Vatikan da bir çivi dahi çakmak yasakken KABE çevresinde gökdelenlerin oluşturduğu harem-i şerif'e duyarlılık artar ve tarihi-mimari doku korunursa (artık çok geç), toplumda cinsiyet -ırk-dil-din ayrımı yapmadan bunu da dini refere etmeden bozmazsan,toplam eğitim bütçesinin savunma bütçesine geçmesine izin vermzsen,çevre duyarlılığı -nufus planlaması -kişi ve hak ve özgürler noktasında devletçi bir politka izlemezsen bunu da İslamı kullanarak angaje etmezsen belki o zaman hem inandığın dine yakışır hem de insanı vasıflarına ve tüm islam ülkelerinin coğrafi koşullarına dayanarak bir güç oluşturabilirsin. Bu şartlarda sadece ülkemizin iyi niyetine dayanarak kurulmuş olan D-8 günümüzün diğer ülkeleriyle zaten uyumsuz bir politika izlemektedir. Avrupa Birliği dahi istikrar açısından D-8'den kat ve kat üst bir noktadadır. Tüm bunlara rağmen bu oluşum her ne kadar ütopik olsa da belli bir bilinç için gereklidir ve zaruridir. Türkiye'nın stratejik konumu tarihi ve liderliğiyle bu oluşumun varlığı gelecek için bir umut beslememize neden olabilir. Diğer İslam ülkelerinde de aynı bilincin oluşması için atılmış bir adıma destek vermek ülke menfaatimiz açısından şarttır. Ancak ATATÜRK'ün idealize ettiği bir ülkenin vatandaşları olarak önceliğimiz kendi ülkemizin iç çıkarlarıdır. Osmanlı hayaline dayanmadan (hanedanlıktan bahsediyorum) güçlü ve yayılmacı (işgal değil kültürel bir yayılma) bir politkayla İslami ülkelerin başında bir güç olmamız bizi her zaman daha belirleyici bır kuvvet yapacaktır. Bu uğurda hükümete destek olmak ayrıdır. Reel politik gerçekleri bilerek hükümetin ülke insanı çıkarına ve doğru adımlar atmasını istemek ayrıdır. Bugün dahi bu şartlarda İstanbul'da gerçekleşen bu toplantıya ev sahipiği yapmamız dahi bizi nasıl gururlandırmışsa varolan eksiklerin giderilmesi ve gerçek bir barış hoşgoru ile sadece İslami oluşumların değil insanı tüm oluşumların aynı değerlerde buluşması da bizi o derece onure edecektir ve mutlu kılacaktır. Malezyalı ve Türk bilimadamlarının geliştirdiği bir icat dünyanın heryerinde patent almış bir şekilde kullanıma açıldığı gün , Endonezyalı ve Mısırlı gençlerin Türkiye'de istedikleri gibi ve özgürce tatil organize edecekleri gün ,İran medeniyetinin ve Mısır kültürünün Avrupa'da üniversite kürsülerinde tarafsızca yorumlandığı gün ,Türkiye'nin güvenliğinin Suriye-Irak sınır hattından başlamadığı gün İslami tüm politik ve diğer oluşumlar hakkıyla varlığını sürdürüyor demektir.Temenni ediyorum ki bu iyi niyeti taşıyan TİKA gibi TÜRK oluşumlar faaliyetlerinden vazgeçmez ve bu ideali ortak bir potada eriterek Türk kimliğimize zarar vermeden ve dejenere etmeden güzel bir medeniyetin mimarı olabilirz. Saygılarımla...





Yorum Yaz

@name x